“lafımın dostusunuz, çilemin yabancısı / yok mudur, sizin köyde, çeken fikir sancısı?”
imam hüseyin abiciğim doksan dokuz yılında askerden dönerken, oradaki vazifelerden arda kalan zamandaki en büyük meşgalesi olan yazı çizi işlerinde kullandığı kırmızı ciltli defterini de getirmişti. – ilginçtir, on beş yıl sonra askere giderken benim bavulumda da defterim, kalemlerim ve kitaplarım vardı.- yukarıdaki mısraları da ilk o defterde görmüş ve tutulmuştum.
o defterden yirmi beş yıl sonra ‘basılı yakıt’ı okurken yine o mısralara denk geldim. lakin mısralar zaman içerisinde ömer lütfi ağabey’in gönlünde büyümüş öykülere dönüşmüştü. hayatı, milliyetçi mukaddesatçı mahallede fikri ve sanatsal üretim yapmanın zorluklarıyla boğuşarak geçen ömer lütfi mete, serzenişini öykülerine nakış nakış işlemiş. hal-i pür melalimizin izahını da mizahla yapmış.
popüler kültürün en ağır abileri yusuf miroğlu ve polat alemdar karakterlerinin yaratıcısı mete’nin çilesini hicviye yoluyla arz etmesi de başlı başına bir mesaj olmuş kanımca. kitabın ekseriyetini oluşturan yayıncılık, matbuat alemi ve sinemaya dair öykülerle kendi yaşadıklarını serdeki karadenizliliğini konuşturup birer taşlamaya dönüştürmüş.
bu sebeple ‘basılı yakıt’ı okurken bir yandan sık sık tebessüm ederken, içten içe ömer abinin sızısını da hissettim. bu arada kitaptaki şeyh şamil ile ilgili öyküye de ayrı bir bahis açmak gerekiyor. ömer lütfi mete, yeryüzüne ayak basmış en yiğit adamlardan biri olan imam şamil’i öyle mahirane anlatıyor ki okuyana kendini çeçenistan dağlarında hissettiriyor.
karşı çıkanlar olacaktır ama basılı yakıt’ta ömer abinin mizah tarzını fikri muarızı aziz nesin’e hayli benzettim. iki ismin anlatı gücünü gündelik hayattan alan gülmecesi, tanzimattan beri içinde debelenip durduğumuz eski-yeni çatışması ve beraberinde getirdiği trajikomik durumları ele alış biçimleri şaşırtıcı biçimde birbirini andırıyor.
#ömerlütfimete #basılıyakıt #kitap #kitapönerisi #bookstagram #okudumbitti #öykü