evvela açıkça söyleyeyim, feridun yazar’ın çeşitli kötülüklerin müsebbibi olarak görüldüğü bir ortamda büyüdüm. adını ilk kez –elbette olumsuz kelimeler eşliğinde- duyduğumda altı yedi yaşındaydım. seksen ihtilali esnasında chp’den urfa belediye başkanı olan yazar ilerleyen yıllarda kürt siyasi hareketi içinde genel başkanlık da dahil pek çok görev yaptı.
politik serüveni süresince feridun yazar’ın bir ayağı hep urfa’daydı. bundan mütevellit, hasan kaya’nın gerçekleştirdiği nehir söyleşide urfa epeyice yer işgal ediyor. kitap, abdürrahim dindarzade ağabey’in deyimiyle urfa’nın kayıp yılları olan yetmiş doksan arası döneme dair pek çok, sosyal, siyasal ve kültürel gözlem barındırıyor.
bir diğer ilginç husus ise, yüzlerce kez dinlediğim için yaşamış gibi her anını bildiğim bazı olayları ilk kez karşı tarafın ağzından okumaktı. özellikle ecevit’in urfa ziyaretinde yaşananlar akabinde ülkü-bir’deki tutuklamalar, urfa’daki ülkücü şehit cenazeleri, mhp’nin kalesi durumundaki toprak reformu dairesinin etkisi gibi pek çok hadiseyi kürtçü cenahın bakışını dinlemek sıra dışı bir deneyimdi.
yazar, kendi beyanını esas alırsak, ömrü boyunca silahın karşısında durmuş. pkk ile bu noktada ayrışma yaşadığını savunan feridun yazar, kürtçü siyasetin legal zeminde ilerlemesi için çaba gösterdiğini söylüyor. kitap, açılıp kapanan partileriyle, kuzey ırak ve avrupa ayağıyla kürt siyasi hareketine dair pek çok ilginç anekdot barındırıyor.
hatta bu nehir söyleşi için cumhuriyet dönemi kürtçülüğünün kara kutusu demek mübalağa olmayacaktır. zira feridun yazar, içeride dönen ayak oyunlarını, ikbal peşinde arkadaşını satanları, pkk’dan emir almadan hareket edemeyen isimleri sansürsüz biçimde anlatmış.
son olarak yazar dedesi ve babasını anlatırken başkalarının topraklarına zorla el koyduğunu söyleyecek kadar açık sözlüyken özeleştiri noktasında oldukça sınıfta kalmış. kitapta kusursuza yakın bir portre görüyoruz. hasan kaya da söyleşi boyunca dizginleri yazar’ın eline verdiği için muhatabını sıkıştıracak sorular soramamış…
#feridunyazar