23 Nisan 2023 Pazar

 

elimde bir tarihi roman taslağı olduğunu söyleyip, ciddi bir yayınevinin kapısı çalsam, yetkili editör muhtemelen benden sinopsis tadında bir özet dinlemek ister. ben de anlatmaya başlarım:

“…kahramanımız, üç yüz yıldır ricat halindeki bir ülkede dünyaya geliyor. dar gelirli bir ailenin çocuğu olan kahramanın henüz küçücükken babası vefat ediyor. kendini yatılı okulda bulan baş karakterimiz, yokluk içinde okuyarak genç bir subay oluyor. bir yandan da ülkenin durumu daha da kötüye gidiyor. o da bu ahvale dayanamayıp, kılık ve kimlik değiştirerek direniş örgütlemek üzere bir başka ülkeye gidiyor…” desem.

gözlüklerinin üzerinden, ‘yok artık’ şaşkınlığıyla bana bakan editöre aldırış etmeden devam etsem:

“henüz kırkına gelmeden üç kıtada, pek çok cephede savaşıyor. bir gözünü kaybetme noktasına geliyor. defalarca kez ölümden dönüyor. bu süre zarfında milyonlarca kilometre kare toprak kaybeden ülkesi de sıkıştığı daracık coğrafyada bile işgale uğruyor. başkenti düşman elindeyken, kahramanımız, bir vapurla gittiği bölgede isyan ateşini yakıyor. hakkında idam fermanı veriliyor. hal’i için fetvalar yazılıyor. parasız, pulsuz, ordusuz milletini ilteriş misali diriltip, bağımsız bir ülke kuruyor ve meşruti monarşiyi bile uygulamaya koyamamış bir millete cumhuriyet hediye ediyor.” deyip, duraklasam.

editörümüz bıkkınca koltuğuna yaslanırken, ben heyecanla eklesem:

“kahramanımız tüm bunları yaparken, farklı dillerde binlerce kitabı okuyor. ve ülkeyi kurar kurmaz, her alanda devrim niteliğinde atılımlar başlatıyor. saygın kurumlar, kuruluşlar açılıyor. iktisattan eğitime, sanattan spora ülke yepyeni bir hüviyete kavuşuyor. kahramanımız, kadının adının olmadığı bir coğrafyada, avrupa’dan önce seçme-seçilme hakkı veriyor. bozkırın ortasındaki bir kasabadan modern bir başkent yaratıyor. bütün bunları da son yıllarını hasta geçirdiği elli yedi yıllık ömre sığdırıyor…” diye tamamlasam.

bu noktada editör, “beyefendi biz fantazya romanları basmıyoruz. lütfen ayakları yere basan bir metin olmadıkça tekrar görüşmeyelim” diyerek, bana kapıya kadar eşlik eder, işte ben tam o sırada: “ha unuttum bir de gençlere ve çocuklara birer bayram armağan ediyor” desem, duyacağım şey kapının çarpılma sesiyle birlikte, “çattık yahu…” nidası olurdu…

lakin biri tüm bunları, hatta çok daha fazlasını, başardı… 

bu sebepledir ki her milli günde, her anıtkabir’e gittiğimde, atatürk gibi olağanüstü bir karakter, türk milleti içinden çıktığı için, sonsuz minnetle doluyor içim… ruhu şad olsun. tanrı türk'ü korusun...

16 Nisan 2023 Pazar

 


“dinle neyden ne hikaye etmede

ayrılıklardan şikâyet etmede…”


celaleddin-i rumî, mesnevi’sine bu beyitle başlar. devamındaki mısralarda da kamışı ney yapan sürecin, vatanından ayrı düşmesiyle başladığının altını defalarca çizer. vatanından ayrılmak beraberinde pek çok dertle birlikte hikayeler getirir. 

filmlerde de öyledir ya, kasabaya yabancı biri gelir ve hikaye başlar. 

peki bir değil, milyonlarca kişi gelirse?

işte, altmış iki yıl önce almanya ile türkiye arasında imzalanan işgücü anlaşması, yarım asrı aşkın sürece milyonlarca türk için, kamışın kesilmesi misali yeni bir hikayenin başlangıcı oldu.

peki, o hikayeler yeterince kayıt altına alındı mı? maalesef bu sorunun cevabı: hayır. elbette, bu büyük göçü merkeze koyan şarkılar yapıldı, filmler çekildi, romanlar yazıldı… 

lakin bu çalışmalar, genelde tarihte pek de eşi olmayan bu vakıayı çoğunlukla tek yönlü ele aldı.

gökhan duman imzası taşıyan ‘ötekilerin başkenti’ ise meseleye tam da merkezden, kreuzberg’ten bakmanın avantajıyla, hikâyeyi alabildiğine çarpıcı anlatmayı başarmış. 

berlin duvarının yıkılmasıyla kentin göbeğinde kalan kreuzberg, avrupa’da türklerin en yoğun yaşadığı bölge. sadece türklerin mi? polonyalı, macar, lübnanlı… kitabın adını doğrularcasına, ötekilerin başkenti…

eserde islamic force’tan cartel’e, hiphop kültürü de var, almanya’da kadın futbolunda var olmaya çalışan türk kızlarının öyküleri de… neşet ertaş da var david bowie de… rengarenk kişiliği ile star ali de var, kapkara hatırası ise solingen faciası da…

gökhan duman’ın eseri içerdiği, birbirinden harika fotoğraflar, film afişleri, kaset kartonetleri, gazete kupürleri ve röportajlarla hem kreuzberg’in hem de gurbetteki türklerin öyküsünü bir belgesel misali gözler önüne seriyor.

ötekilerin başkenti, gurbetten gelen bir yakınınızla sohbet etmek gibi. okurken, kimi zaman yüzünüzde kocaman bir tebessüm, kimi zaman ise gözlerinizde yaş olacak….

#ötekilerinbaşkenti #gökhanduman #kreuzberg #almanya #gurbet #diasporatürk #kitapönerisi #kitap #bookstagram #everestyayınları

10 Nisan 2023 Pazartesi

urfa’nın kurtuluş mücadelesi, türk tarihinin hakkıyla bilinmeyen altın sayfalarından biri. ne yazık ki yurt sathı bir yana, urfa’da dahi pek çok insan bu müthiş mücadele üzerine birkaç cümleden fazla söyleyemez.

bu sebeple urfa mücadelesindeki şehitlerimiz, çoktan üç kıtada yurdu yaşatmak için can veren diğer isimsiz kahramanların arasına katılmıştır.

aslında urfa milli direnişine ilişkin, müslüm akalın bey başta olmak üzere kıymetli araştırmacıların eserleri ve şurkav tarafından yayınlanan hatıratlar gibi istifade edilebilecek kaynaklar mevcut.

ancak bu eserler daha ziyade araştırmacılara ve konunun meraklılarına hitap eden didaktik üsluba sahipler. toplumun ekseriyetini bilgilendirme görevi ise her zamanki gibi sanatçıların üzerinde…

yıllardır bu konuda bir çalışma ortaya konulmamış olsa da nihayet, akrabası olmakla her daim kıvanç duyduğum, fuat kürkçüoğlu amca çok yönlü sanatçı kimliğiyle bu meşakkatli vazifeyi üstlenmiş. “onikiler ve dalyan mustafa” adlı romanıyla urfa kurtuluş mücadelesini ve o destanı yazan kahramanları ölümsüzleştirmiş.

daha önce çaput top ve uray oteli romanlarıyla okuyucuyu zaman tünelinde gezintiye çıkaran fuat amca, dalyan mustafa karakterini merkeze koyduğu bu eserinde de okuyucuya safha safha, çetelerin kavgasına tanıklık etme şansı sunuyor.

on bir nisan ruhunun her satırda hissedildiği eser, romantik bir dille yazılmış olsa da tarihi gerçeklikle bağını hiç koparmıyor.

sadece düşmanla değil, yoksullukla da mücadele eden bir milletin hürriyet aşkıyla vuruşmasını konu alan eser, benim okurken, çanakkale mahşeriyle birlikte en çok gözyaşı döktüğüm kitap oldu.

umuyorum ki bu harika eser ehil ellerce bir gün beyaz perdeye de aktarılır böylelikle kara toprağa toya gidercesine giren dalyan mustafaların ruhları şad olur….

#fuatkürkçüoğlu #onbirnisan #dalyanmustafa #kitap #urfa #şanlıurfa #millimücadele #roman #bookstagram #kitapönerisi #urfatarihi #kuvayimilliye

9 Nisan 2023 Pazar

bir genci ellerinde: bir ansiklopedi cildi, bir yumak ip, çiviler, minik bir çekiç, boya kutusu ve fırça ile görürseniz lütfen kınamayın. belki de birbiriyle alakasını kuramadığınız bu malzeme listesinde, hayaller, kendine güven ve hatta y kuşağının genetik kodları gizlidir.

filmi biraz geriye saralım…

orta sonda basketbola aşık oldum ve bir basketbol kulübü kurdum. hayır, bu çılgın atılım elbette yeterli olmadı. hemen ardı sıra şanlıurfa anadolu lisesi’nin geleneksel futbol turnuvasının karşısına, o yıllarda ahmet san’ın gün aşırı ülkeye megastar getirmesinin gazıyla mı bilmem, tamamen hür teşebbüs ürünü bir basketbol turnuvasıyla çıktım.

bir de o post-ergen halime bakmadan, o sene okulumuzun yanında inşa edilen ama henüz eğitime başlamamış vakıflar ilkokulu’nun müdürüyle bir görüşme yaptım.

formül basitti, ben liste başı olacaktım o da cumhurbaşkanı yardımcısı -pardon, ülke gündeminin etkisi :) - anlaşma şöyleydi: saha, çizgilerini çizmemiz ve potalara file almamız karşılığında, turnuva için bize tahsis edecekti.

böylece, yanıma bahsettiğim malzemeleri ve bugün gastroentrelog olarak yaşamını sürdüren dostumu da alıp, doğru okulun yolunu tuttuk. gel gör ki ansiklopedide dümdüz duran çizgiler sahaya daha çok picasso yorumuymuş gibi yansıdı.

ve nihayet turnuva başladı… lakin bitmedi yani en azından o okulda bitmedi. biraz müdürün çizgilerimizi beğenmeyişinden biraz da çıkan hır gür yüzünden görkemli başlayan organizasyon, okulumuzun engebeli sahasında son buldu.

bizim y kuşağı biraz böyleydi. bir yol bulur, yol bulamazsa kendine yol açardı.

eline bir ansiklopedi alıp, koca basketbol sahasının çizgilerini muntazam çizeceğine inanabilirdi. bu sebeple y kuşağının gerçek hayata intibakı çok zor oldu. bizim dönemde kaybeden edebiyatının yükselmesinde, sinemada, müzikte yüreğe dokunan işlerin çok olmasında bu hayal kırıklığı yatıyor bence.

belki de bu yüzden şimdilerde bir akranımı işbaşında ya da çoluk çocuğa karışmış görsem, takım elbise giymiş bugs bunny ile karşılaşmış gibi hissediyorum. bir an her şeyi bırakıp, eline aldığı fırçayla koca basketbol sahasını tek nefeste boyayacak ve ekrana şöyle göz kırpıp o rutin rolüne geri dönecekmiş gibi geliyor.

7 Nisan 2023 Cuma


azınlık, azınlığa hitap eden bir kitap. lakin yazarın adına bakıp, bu azınlığın lozan’da tanımlanan gayrimüslim türk vatandaşları olduğunu düşünmeyin…

istanbullu bir yahudi olan ishak reyna, otobiyografik izler taşıyan eserinde zaman zaman musevi cemaatine değiniyor ancak eserin merkezinde yazarlar, kitaplar, tercüme eserler, çeviribilim yani özetle yayıncılık dünyası var…

bu sebeple reyna’nın yapıtı, yukarıda belirttiğim gibi bir azınlık olan bibliyofiller için ziyafet hükmünde…

kitapseverler eserin sayfalarında, yayınevlerinin işleyiş süreçlerinden yaşanan entrikalara, fuar hazırlıklarından çevirinin aşamalarına, işin mutfağından pek çok mahrem bilgiyi birinci ağızdan öğrenme fırsatı buluyor.

yazarlık, editörlük ve çeviri alanında misafir öğretim üyeliği yapan ishak reyna bu kimliklerinin tümünü kitaba taşımış. hal böyle olunca sevdiği yerde topla buluşan santrfor gibi, topu ağlarla buluşturması da kaçınılmaz olmuş.

eser sadece matbuat alanında sıkışıp kalmıyor şüphesiz.

reyna, sinagog patlamaları, hrant dink’in katledilişi, gezi olayları, cumhurbaşkanlığı seçimleri… vb toplumsal olaylara da değiniyor. ancak bu vakaları, siyasi bir tarafgirlikten öte, esas kahraman edi’nin günlük yaşamındaki gözlemleri ve hissettikleri üzerinden okuyucuya ulaşıyor.

toparlayacak olursak azınlık, zaman zaman temposu düşse de, genelde istanbul’da azınlık olmaya, yayın dünyasında yaşananlara, son yirmi yıldaki içtimai hadiselere hakkıyla değinen, özelde edi ve onunla birlikte büyüyen problemlerine odaklanan okunası bir kitap…


#azınlık #ishakreyna #kitap #yahudi #bookstagram #kitapönerisi #okudumbitti #türkedebiyatı #roman #turkishliterature #kitaptavsiyesi

5 Nisan 2023 Çarşamba


“makinalaşmak istiyorum!/ mutlak buna bir çare bulacağım/ ve ben ancak bahtiyar olacağım/ karnıma bir türbin oturtup/ kuyruğuma çift uskuru taktığım gün!” n. hikmet


kanadalı yazar lucy maud montgomery’ın, tüm dünyada çok satan, yeşilin kızı anne romanından aynı isimle uyarlanan bir dizi var. montgomery, yirminci yüzyılın başında halifax’ta bir çiftlikte yaşayan iki kardeşin, kimsesizler yurdundan anne isimli bir kızı evlat edinmeleri ve devamında gelişen olayları anlatıyor…


hikaye, teknolojinin hayata henüz bu denli sirayet etmediği, tek tipleşmenin her alanda farklılıkları yutmadığı, günlük dertlerin doğa ile mücadeleden ibaret olduğu, insanın toprağa, suya, hayvanlara ve bitkilere camın gerisinden baktığı değil, temas ettiği, yani, günümüz için ütopik sayılabilecek bir dünyada geçiyor.


evet, bahsettiğim yaşamda bugünkü konforumuzun onda biri bile yok fakat bugün gitgide bizden uzaklaşan, hatta rahatın pahası olarak, vermek durumunda kaldığımız insanlık var. yirminci yüzyılda çalan tehlike çanlarını, mutluluk treninin kampanası sanan insanoğlu, kaybettiklerinin bedelinin ayırdına yeni yeni varıyor.


makinalaşmış insanoğlu bugün, anne’in adlarını dahi bilmediği imtiyazlara sahip; çok katlı apartmanlar, hızlı vasıtalar, bilgiye sınırsız erişim, mevsimsiz yiyecekler… ancak, anne’nin sahip olduğu pek çok şeyi ise kaybettik; doğayı, özgürlüğü, renkleri, samimiyeti ve insani değerleri... 


#anneofgreengables

#yeşilinkızıanne

#lucymaudmontgomery

3 Nisan 2023 Pazartesi


 

"nerde o yiğitler ki gür
sesleri ülkeyi bürür,
'yürü!' dese dağlar yürür,
'dur!' dese kalpler dururdu?"

dört nisan bin dokuz yüz doksan yedi'de, dünyadan göçen başbuğ alparslan türkeş'in vefatının yirmi altıncı yıldönümü... 

peki, aradan neredeyse çeyrek asır geçmiş olmasına rağmen onun hatıralarını böylesine canlı tutan nedir? alparslan türkeş'i başbuğ yapan, sadece bir siyasi parti lideri olması değil elbette... kısa süreli başbakan yardımcılığı yahut parlamentoda uzun süre görev yapmış olması da bu durum için yeterli sayılmaz.

o; bilge kağan'ın orhun kitabelerindeki 'senin ilini ve töreni kim bozabilir' seslenişinin günümüzdeki yankısı, kefeniyle savaşa katılan alparslan'ın serdengeçtiliğinin yirminci asır karşılığı, osman bey'in cihan hakimiyeti mefkuresinin vârisi, fatih'in fenafil kızılelma olmasının mukabili, ve nihayet şeyh şamil'in, enver paşa'nın, gazi mustafa kemal atatürk'ün esaret karşısında ölümü tercih etmesindeki kahramanlığın yansımadır. 

üç bin yıldır türk milletinin içinde köz halinde duran milliyetçiliği, yesevi dergahından aldığı közle harlayan şahıstır, alparslan türkeş...

başbuğ alparslan türkeş; yusuf akçura, ziya gökalp, maksudi aral ve atsız beğ'den aldığı bayrağı anadolu'nun ücra köşelerine taşımış; yetmemiş, turan coğrafyasında türk'ün yanında olmuştur. 

yesevi'nin alperenleri neyse, başbuğ'un emriyle acunun dört bir yanında nizam-ı alem derdine düşenler de odur.


alparslan türkeş çağının ilterişidir. türk milleti de ona başbuğ unvanını bu sebeplele vermiştir. dünya durdukça ismi de duracaktır. mekanı cennet, ruhu şad olsun. tanrı türk'ü korusun...

 ve biliyoruz ki, "ölurse ten ölür, canlar ölesi değil"

#başbuğtürkeş #alparslantürkeş

efendim, toprağından tarih fışkıran mümtaz memleketimde devam eden on iki tepe kazılarında, geçtiğimiz günlerde leğen benzeri bir nesne bulu...