bu girizgaha bakıp siyasi bir yazı zannetmeyin lütfen. konumuz, sponsorluk kıskacındaki futbol.
nerden esti derseniz, ali sami yen stadyumu ile ilgili bir videoya denk geldim. o tribünlerde oturup çıplak gözle hiç maç izlememiş olmama rağmen görüntüler beni duygulandırdı. zira ferdi tarihimdeki pek çok anıda mekan olarak sami yen baş roldeydi. keza urfa on bir nisan stadyumu da benzer bir konumda. ve şu an her ikisinin de olmadığını düşündüm.
sonra pele’yi ağırlayan maracana’nın yerinde durduğunu, old trafford, bernabeu, camp nou, roma olimpiyat… şeklinde bu listenin uzatılabileceğini fark ettim. yarım asır önce stat için yapılan tribün bestesinin hala rahatlıkla seslendirilebileceğini, üç neslin aynı mekanda bireysel hatıralar biriktirebildiğini tahayyül edip ister istemez kıskandım.
eskiden avrupa maçları için ülkeye gelen ecnebi takımları demeçlerinde “sami yen hell” tamlamasına mutlaka yer verirdi. bugün stadın ismini avrupalı teknik adamı bırakın, para verip maç izlemeye giden seyirci bile bilmiyor olabilir. haliyle taraftarla mekan hatta takım arasında kurulması gereken bağ da eskisi gibi olmaz, olmuyor.
bu arada yegane derdimiz, stadın yerinin değişmesi değil ne yazık ki. stadın adı da sponsor marifetiyle her yıl dönüşüyor. hatta bu değişim stat ismiyle de bitmiyor, henüz dört büyükler kendini korumayı başarsa da, takımlarımız her yıl bir başka adla taraftarın karşısında arzı endam ediyor. bir sene aldığın forma ertesi sene kadük oluyor.
elbette tüm bunların kapitalizmle ilgili olduğunu biliyorum. lakin uzun vadede bu kimliksizleştirme ve hafıza sıfırlaması kapitalizmin bindiği dalı kesmesiyle sonuçlanabilir. tamam futbol borsada değil arsada güzel diyecek kadar romantik değiliz ama ne olur bu oyun, sponsorların takımlarla oynadığı değil, on birerden iki takımın bir topla oynadığı şekliyle kalsın.
#alisamiyen #onbirnisan