yokluk, doyumsuz bir ateştir. önüne geleni yutuverir. bu yangının etkisi altındaki evlerde çocukların, ilk çağları hemencecik alevler arasında kalır. aceleyle büyür onlar. zira yaşıtlarının üstünde bir ferasete sahip olmaları gerekmektedir. okuldan istenen paranın gününü savuşturmayı bilmeli, öğretmenler gününde en kalabalık anı kollayıp, gazete kağıdına sarılı hediyeyi masanın üstüne hızlıca bırakmayı öğrenmeli, hasbelkader bir doğum gününe çağrılırsa ablasının bluzuyla, almanya’daki kuzenin küçülen pantolonunu kombinleyebilmeli, istekleri için; karneni alınca, ayın on beşinde, kardeşinin taksitleri bitince gibi zamanları sabırla bekleyebilmelidir. bir de yalan söylemeyi bellemelidir çünkü yokluğun hükümferma olduğu evlerde babalar daha öfkelidir.
kitap, küçük harf, spor, türkü ve türk'e dair ne varsa sever. ülkü asya ve ali timur'un babası, urfalı
15 Mart 2025 Cumartesi
seray şahiner yoksul evlerden sesleniyor bir kez daha bize. vatan, millet, samatya, farklı zaman dilimlerinden iki kız çocuğunun hikayesini anlatsa da, arka planda sınıfsal bir varoluş mücadelesi var. romanda ötekilerin topluma tutunma çabasını zaman zaman güldürerek ama çokça boğazda bir yumruyla okuyoruz. ayrıksılığın yarattığı güvercin tedirginliğini kimi zaman cinsiyet, kimi zaman mezhep, kimi zaman etnisite üzerinden gözlemliyoruz. lakin sefalet, tüm bu mevcut yaraları daha da derinleştiren azılı bir dert olarak anlatının tam orta yerine konumlanmış durumda.
şahiner daha önceki eserlerinde olduğu gibi yine doğurgan bir metin koymuş ortaya. vatan, millet, samatya bu yanıyla bana orhan atasoy’un gemiler klibini anımsattı. evvela melek ardı sıra inci’nin kesintisiz hayat yürüyüşü sırasında pek çok şahıs kısa süreli spot ışıklarının altında görünüp kayboluyor. lakin şahiner, bu yan karakterleri o kısa zaman diliminde öylesine mahirane anlatıyor ki her biri için müstakil roman yazılsa okuyucuyu şaşırtmayacak güçlü hikâyelere sahip. seray şahiner’i en çok da bundan dolayı tebrik etmek lazım. böylesi kırılgan yaşamlardan, zayıf insanlardan, derme çatma mahallelerden böylesine muhkem bir roman çıkarmak her kalem erbabının harcı değil…
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
efendim, toprağından tarih fışkıran mümtaz memleketimde devam eden on iki tepe kazılarında, geçtiğimiz günlerde leğen benzeri bir nesne bulu...

-
annemi yedi yıl önce bugün, son kez gördüm, arkasında pek çok gizem bırakarak yumdu gözlerini. yedi yıl geçmesine rağmen çözemedim pek çok...
-
dayım henüz beşikteyken anasını kaybetmiş. hayata onu koruyup kollayacak biri olmadan başlamış yani. tırnaklarıyla kazıyarak denir ya hani, ...
-
insan ömrü çok kısa. her mükemmel kitabı bitirirken bunun ayırdına daha iyi varıyorum. başımı kaldırmadan okusam dahi harikulade kitapların ...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder