efendim, urfa’da fırın akademisi eğitimi yaklaşık yedi sekiz yıl sürer. hoş, benim gibi tekne kazıntısıysanız bu süre uzadıkça uzar ama bu akademide pek çok şey öğrenilir.
evvela hiyerarşi fırın akademisinin olmazsa olmazıdır. lakin fırın önü sınıflandırması ne askeriyedeki gibi rütbeye bağlıdır ne de çalışma hayatındaki gibi idari pozisyonlar etrafında şekillenir. tamamen yazılı olmayan kurallar geçerlidir.
misal, yaşlı teyzelerin fırında önceliği tartışılmaz. onlar az ötede durup, çağırdıkları bir çocuğa para verdiği an, fırın önündeki kalabalıkta bir dalgalanma olur. emanetçi sabi kendine açılan koridordan teyzenin ekmeği alıp hemencecik dayzeye teslim eder.
yine janti abilerin, yıllarca sıra bekledikleri fırına, olur da yirmi ila otuzlu yaşlarda gelmeleri gerekirse, mahallenin çocukları, blujinli, briyantinli saçlı abilere hayranlıkla yol açmayı kendine vazife bilir.
bir de elli yaş üzeri midesine düşkün amcalar vardır ki onların forsu paşa da yoktur. ellerinde tepsiyle belirdikleri an, “abey sen zahmet etmeseydiy” diyerek çırak ona koşturulur. bir yandan yemeği fırının en prestijli yeri olan “koltuk”a atılır, bir yandan da “çıktı mı eve yollarız” abi diyerek, gönlü hoş edilir.
fırınların önü uygunsa çocuklar yemeği pişene kadar hemencecik bir oyun kurar. böyle durumda bir göz şatır adı verilen ve sıcağın önünde durmasından mütevellit sürekli öfkeli olan abinin küreğinde olmalıdır. zira, yemek çıktığı an fırının önünde bitilmezse, tepsinin içindekilerden önce fırça yemesi mukadderdir.
fırın akademisinin en acemisi urfalıların “kerib” dediği bu kutsal kentte doğmayanlardır. bir heves patlıcan biberini alan ekseriyeti memur bu şahıslar, bomba imha uzmanı titizliğinde işe girişseler de pek mesafe kat edemezler. nihayet oradaki çocuklardan biri “abey yardım ediyim” deyip şişi kapar ve yabancının şaşkın bakışları arasında bir dakika içinde sebzeler fırına atılmış olur.
buraya kadar iyiydi gel gör ki deplasman fırını kabusuna henüz değinmedim. bir mahalledeki üç ya da dört fırın pazar günleri sırayla çalışır. böylelikle ayda en az üç kez huyunu suyunu bilmediğin bir fırına gider, orada ayrı bir eğitime tabii tutulursun işte o fırın akademisinin erasmus’udur…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder