24 Mart 2025 Pazartesi

insan ömrü çok kısa. her mükemmel kitabı bitirirken bunun ayırdına daha iyi varıyorum. başımı kaldırmadan okusam dahi harikulade kitapların binde birinin kapağını açamadan ömrümü tüketeceğim. elbette diğer yanda, bu kısacık hayat serüveninde muazzam bir kitaba denk gelmek gibi bahtiyarlık yok.

urfa ziyaretimde, rızvaniye sahaf’a uğradım ve abdürrahim ağabey bu kitabı çok seversin diye önerdi, canlarına değsin’i. fakat yanıldı, çok sevmedim; aşık oldum.

mehmet saraç’ın kaleminden çıkan canlarına değsin, bir hatırat. hemşehrim, altmışlardan seksenlere uzanan üç farklı on yılda özyaşam öyküsünü ve şüphesiz bununla paralel biçimde urfa’yı anlatıyor. elbette bu süre zarfında yaşanan toplumsal, siyasal değişimleri de…

saraç her urfalı gibi şikemperver. nitekim kitapta urfa yemekleri ve yemeğin urfa kültüründeki yeri hayli yer kaplıyor. öyle ki yazar, bahsi geçen yemekler için ayrı bölümler açıp, bağlamdan kopmadan onların tarifini veriyor. düşünün, ne kadar leziz bir kitap…

eserin odağında urfa olsa da, müellifin ilk çağlarını geçirdiği nizip ve gençliğinde yolunun düştüğü istanbul ile ankara’ya dair de kıymetli notlar var. eser bu yanıyla okuyucuya, türkiye’nin değişim ve gelişim yıllarını bu kentlerdeki içtimai hayat üzerinden gözlemleme imkânı sunuyor.

bu anlattıklarıma bakıp iki noktada yanılabilirsiniz. öncelikle, kitap urfa ekseninde geçiyor bu sebeple sadece urfalılara hitap ediyor, diye düşünmeyin. tanpınar’ın beş şehir’i nasıl anlattığı kentlerin ötesinde bir klasiğe dönüştüyse, canlarına değsin de billur gibi dili ile her okurun zevk alacağı bir yapıt. ikincisi de kesinlikle bir güzelleme ile karşı karşıya değiliz. bilakis kitap eleştirilecek yerde lafını sakınmayan, devrimci bir bakış açısı ile kaleme alınmış.

şahsen elimde bir imkan olsa her urfalıya canlarına değsin’i mutlaka okuturdum. hele de eğitim çağındaki gençlere kentin yakın tarihini ve döneme dair portreleri öğrenmeleri için okullarda zorunlu tutardım. 

mehmet saraç, ‘canlarına değsin’ demiş, dileği gerçek oldu. bu kitap hem yüreğime, hem ruhuma hem zihnime hasılı, canıma değdi, değmekle de kalmadı alabildiğine derin bir iz bıraktı.

#canlarınadeğsin #mehmetsaraç #urfa #urfatarihi

20 Mart 2025 Perşembe

-osman sınav’ın ardı sıra, ülkücü sinema ve sinemada ülkücüler- 

osman sınav’ı daha pek çok işe imza atacağı bir çağda zamansız kaybettik. sınav’ın adı şüphesiz hayata geçirdiği projelerle türk sinema ve dizi sektöründe hep anılacak. fenomene dönüşen karakterleri türk sosyolojisine çalışma alanları oluşturalı hayli zaman oluyor. ancak osman sınav’ın vefatı türk milliyetçileri için ayrı bir ehemmiyete haiz.

zira doğrudan ülkü ocakları’nda yetişen sınav, ömer lütfi mete ile birlikte milliyetçilerin sesinin en cılız çıktığı saha olan televizyon ve sinema dünyasında harika işler yaparak kalıcı mevziler elde ettiler. bugün ethem arslan, yasin usta, ozan bodur pek çok genç türk milliyetçisi kendi kimlikleriyle bu alanda üretim yapabiliyorsa, şüphesiz osman sınav’a teşekkür borçuluyuz.

biz yıllar boyu milliyetçi sanatçıların popüler kültüre eklemlenmesinin hayalini kurduk. mustafa yıldızdoğan, ahmet şafak, ali kınık bazı parçalarıyla bunu başardı da. ancak osman sınav’ın (ve şüphesiz mütemmim cüzü ö. lütfi mete’nin) yaptığı bunun çok ötesindeydi. onlar popüler kültüre kendi fikirleri doğrultusunda yön verdiler hatta dönüştürdüler.

maziye döndüğümüzde, ülkücü dünya görüşü, sınav – mete ikilisini çıkardığımız zaman bir elin parmaklarını geçmeyen başarılı işe sahip. yücel çakmaklı ekolünü ve natuk baykan’ın tarihi filmlerini ayrı tutarsak, maraş olaylarının gölgesinde cüneyt arkın ve oya aydoğan’lı kalan güneş ne zaman doğacak dışında bir ülkücü sinema örneği için yaklaşık otuz yıl beklememiz gerekti.

tabii ki bu dönemden bahsederken ülkücü kuruluşlar davasında hapis yatacak kadar teşkilatın içinde olan türk sinemasının en önemli yapımcılarından berker inanoğlu’nu, müzisyen kimliğine rağmen sanat dünyasıyla başbuğ türkeş arasında bağ kuran ilham gencer’i, yine milliyetçi duruşunu açıktan sergileyen serdar gökhan gibi kıymetli isimleri anmadan geçmemek lazım.

güneş ne zaman doğacak’tan yaklaşık yirmi yıl sonra yönetmen koltuğunda ismail güneş’in oturduğu senaryosu ömer lütfi mete’ye ait gülün bittiği yer filminde bir kez daha cüneyt arkın’la bir ülkücü sinema örneği izledik. kaldı ki bu filmde yapım ve oyuncu kadrosunun işaret ettiğinin dışında doğrudan tek bir sembol, söylem vb yoktu. bu ‘mahcup’ milliyetçi duruşa rağmen, gülün bittiği yer, bir kilometre taşı oldu. 

yakın tarihli iki film ise en net politik duruşa sahipti. lütfü şahsuvaroğlu’nun aynı adlı eserinden yola çıkılan ‘kafes’ dursun önkuzu’nun şehit edilmesinden, ümraniye’de beş milliyetçi işçinin katledilmesine seksen öncesinin pek çok önemli hadisesini ele almıştı. güneş ne zaman doğacak’ta duyguları şahlandıran çırpınırdın karadeniz, yıllar sonra kafes’te de duyulacaktı. 

uzun suskunluk döneminin acısını çıkarırcasına kafes’ten bir yıl sonra gösterime giren ankara yazı gerek estetik gerek oyuncu kadrosu açısından milliyetçi sinemanın en iyi örneğiydi. mustafa pehlivanoğlu’nun idamına giden süreci ele alan film, işkence ve taraflı yargılamaya parmak basarak seksen öncesinin katı devletçilik anlayışını reddeden bir duruş ortaya koymuştu.

toparlayacak olursak, türk milliyetçiliği fikrinin sinema ve televizyonla ilişkisi hep ağır aksak ilerledi. bunun altındaki ekonomik, sınıfsal ve tarihsel sebepler ancak ayrı bir yazı konusu olabilir. lakin bu kabuğu kırmayı başaran isimler, ömer lütfi mete istanbul ülkü ocakları’ndan beri birlikte yol yürüdüğü osman sınav oldu. 

bu iki isim doğrudan politik sanat icra etmese de hem açıktan sergilediği siyasi geçmişi ve duruşu hem de yarattığı karakterleriyle milliyetçi camianın her daim yüz akıydı. yine ahmet yenilmez başta olmak üzere projelerinde ülkücü dünya görüşüne mensup isimlere yer vermeleri, toprağa attıkları tohumlar olarak takdire şayan.

“yeri dolmaz” kalıbı giden pek çok kişinin ardı sıra söylendiği için artık darb-ı mesel olmuşsa da "surda bir gedik açan" osman sınav’ın yeri gerçekten kolay kolay dolmaz. mekanı cennet olsun.

#osmansınav

15 Mart 2025 Cumartesi



yokluk, doyumsuz bir ateştir. önüne geleni yutuverir. bu yangının etkisi altındaki evlerde çocukların, ilk çağları hemencecik alevler arasında kalır. aceleyle büyür onlar. zira yaşıtlarının üstünde bir ferasete sahip olmaları gerekmektedir. okuldan istenen paranın gününü savuşturmayı bilmeli, öğretmenler gününde en kalabalık anı kollayıp, gazete kağıdına sarılı hediyeyi masanın üstüne hızlıca bırakmayı öğrenmeli, hasbelkader bir doğum gününe çağrılırsa ablasının bluzuyla, almanya’daki kuzenin küçülen pantolonunu kombinleyebilmeli, istekleri için; karneni alınca, ayın on beşinde, kardeşinin taksitleri bitince gibi zamanları sabırla bekleyebilmelidir. bir de yalan söylemeyi bellemelidir çünkü yokluğun hükümferma olduğu evlerde babalar daha öfkelidir.

seray şahiner yoksul evlerden sesleniyor bir kez daha bize. vatan, millet, samatya, farklı zaman dilimlerinden iki kız çocuğunun hikayesini anlatsa da, arka planda sınıfsal bir varoluş mücadelesi var. romanda ötekilerin topluma tutunma çabasını zaman zaman güldürerek ama çokça boğazda bir yumruyla okuyoruz. ayrıksılığın yarattığı güvercin tedirginliğini kimi zaman cinsiyet, kimi zaman mezhep, kimi zaman etnisite üzerinden gözlemliyoruz. lakin sefalet, tüm bu mevcut yaraları daha da derinleştiren azılı bir dert olarak anlatının tam orta yerine konumlanmış durumda.
şahiner daha önceki eserlerinde olduğu gibi yine doğurgan bir metin koymuş ortaya. vatan, millet, samatya bu yanıyla bana orhan atasoy’un gemiler klibini anımsattı. evvela melek ardı sıra inci’nin kesintisiz hayat yürüyüşü sırasında pek çok şahıs kısa süreli spot ışıklarının altında görünüp kayboluyor. lakin şahiner, bu yan karakterleri o kısa zaman diliminde öylesine mahirane anlatıyor ki her biri için müstakil roman yazılsa okuyucuyu şaşırtmayacak güçlü hikâyelere sahip. seray şahiner’i en çok da bundan dolayı tebrik etmek lazım. böylesi kırılgan yaşamlardan, zayıf insanlardan, derme çatma mahallelerden böylesine muhkem bir roman çıkarmak her kalem erbabının harcı değil…

efendim, toprağından tarih fışkıran mümtaz memleketimde devam eden on iki tepe kazılarında, geçtiğimiz günlerde leğen benzeri bir nesne bulu...