aka, eski türkçede ve bugün hala türk coğrafyasının bazı bölgelerinde büyük erkek kardeş demek. biz uzak asya’dan anadolu’ya bir kısrak başı gibi uzanırken, aka da ağa oluvermiş. ardından sonuna bey eklemişiz ağabey olmuş. o uzun gelince de ağbi ve nihayet abi demişiz.
ağalık hem vermekle hem de dövmekle… zaten yaşar çağbayır da sözlükte ‘ağa’nın karşısına hem iyilik yapan karşılıksız veren hem de güç kullanan zorba notlarını düşmüş. nasıl olur demeyin. ağa yani abi, devletin en küçük yapıtaşıdır; sever de döver de.
işte resimde gördüğünüz hasan abim. ben altı yedi yaşındayken, arabaların dönmeden önce sinyal verdiğini öğrenip, dört yol ağzında, “gel iddiaya girelim, arabalar benim dediğim tarafa dönecek” diyerek epeyi süre bütün harçlığıma el koymuştu.
fakat aynı abim, yılar sonra ana ilk diz üstü bilgisayarı veren kişiydi. şimdi, ertuğrul çağbayır’a hak veriyorsunuz değil mi?
kafamda, haylazlığıma münasip biçimde ondan fazla yarık izi vardır. işte bu yarıklar aynı zamanda abimin, bir kardeş nasıl yetiştirilir imzasıdır. ben uzay gemisiyim deyip, omuzuna alışı sonra da yakıtım bitti deyip, bırakışı bugün bile gözümün önündedir. hoş gözümün önünden gitse de kafamın arkasında baki…
beraber gazete de çıkardık, daha önce bir yazıda anlattığım üzere araba imalatına da giriştik. her çekene sakız çıkan çekilişler de sattık, el yapımı patlayıcı da yaptık…
yok artık! demeyin, onu da anlatayım.
kibritlerin barutlarını jiletle ayırıp, fotoğraf makinesi filminin boş kutusuna doldurmuştuk. üzerini de dükkândan astar parçalarıyla sıkıştırıp, evimizin karşısındaki inşaatta mahalle çocuklarının korkulu bakışları arasında ateşledik. lakin terkibinde hata yapmış olacağız ki, cılız bir fısıldama ve dumandan ötesini göremedik.
arşivden çıkan bu fotoğrafa derkenar olsun diye akamı şöyle üç – beş cümle ile anlattım. yoksa daha hikaye bol…
ne demişti şair, “çocukken bir kez bakarız dünyaya, gerisi hatıralardır…”
#urfa #seksenler #doksanlar #hatıra #anı #çocukluk #childhood #eigthies #nineties
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder