18 Eylül 2022 Pazar

tanıdığım iki pele üzerine

elli sekiz dünya kupası dünyaya yeni bir yıldız armağan etti. edson arantes do nascimento adındaki bu harika çocuğun gerçek adını pek az kimse, lakabını ise nesiller boyu tüm dünya bilecekti. on yedi yaşındaki pele, üçü final maçında olmak üzere altı gol attı ve brezilya’ya dünya kupası kazandırdı.

henüz televizyon yayını başlamamış olsa da, önce halit kıvanç’ın onunla yaptığı röportaj, ardından da pele’nin gazete manşetlerini günlerce süslemesiyle, türk futbolseverler bu süper yıldızı hemen keşfetti. urfa’daki futbol tutkunları ise bir adım ileri gitti ve o zaman on iki yaşında olmasına rağmen fuleli oyunuyla rakip defansları darmadağın eden ali bağış’a, biraz da ten renginin etkisiyle, kendisinden üç yaş büyük pele’nin adını lakap olarak verdi.

pele ali amca aynen lakaptaşının sadece iki kulüpte; santos ve new york cosmos’ta forma giymesi gibi gölspor ve urfa beşiktaş  formalarını terletti. kaderlerini kesiştiren bir diğer forma ise sarı yeşil renklere sahipti. brezilyalı pele, alameti farikası sarı yeşil forma olan sambacılara üç kere dünya kupası kazandırırken, pele ali amca da, brezilya’dan on bir bin kilometre uzaktaki bir başka sarı yeşilli ekip, urfaspor’un tek bir maçını bile kaçırmadı.

pele, santos efsanesi dedik ya pele ali’nin hangi takımı tuttuğunu az çok tahmin etmişsinizdir. elbette santos gibi siyah beyaz renklere sahip beşiktaş. hem de öyle böyle bir tutku değildi onun beşiktaş’a olan bağlılığı…

buraya kadar vikipedi tadında geldik, isterseniz artık, aşık olduğu takımın aksine rengarenk bir hayatı olan pele ali amca ile ilgili birkaç anekdot aktarayım size…

pele ali, ramazan günü ikindi namazının ardından okunacak mukabeleyi dinlemeye gidecektir. elbette onun camiye gidiş seremonisi, padişahın cuma selamlığından az şaşaalı değildir…

ali amca kamberiye’deki evi ile damat süleyman paşa camii arasındaki yaklaşık iki kilometrelik yolu ancak üç saatte kat eder. zira şehrin meşhur siması oluşundan ötürü, her esnaf ona ya çay teklif eder ya da damarına basıp, uzun süreli bir muhabbetin kapısını açar (urfa deyimiyle neşesini alır.)

yine böyle bir gün pele ali amca cüz okunmaya başlarken ancak girer camiye ve her zamankinin aksine, mihraptan uzak bir yere konumlanır. imam bir süre sonra durumu fark eder. pele ali amca onu değil, paltosunun içindeki radyodan beşiktaş’ın maçını dinliyordur. 

imam ali amcayı epeyi görmezden gelir. ta ki, sarı fırtına metin beşiktaş’ı öne geçiren golü atana kadar. pele ali amcanın camideki bütün huşuyu tek hamlede dağıtan, “gooool” haykırışı bardağı taşıran damla olur. tabii herkesin birbirini tanıdığı o yılların urfa’sında bu kızgınlığın ömrü ertesi güne kadardır.

ben tanıdığımda ali amca artık epeyi yaşlanmıştı. ama gençliğinde rakip defansı nasıl dağıtırsa, dükkanımıza yine  öyle girer, babam müşteriyle uğraşırken bir anda “usta yav bigün uyanış’la oynarken bi şut atmıştım hatırlıy mısan?” diye pat diye muhabbete dalardı.

iki bin on yedi yılında, beşiktaş ve urfaspor aşkıyla çarpan kalbi durdu pele ali amcanın. arkasında bugünün aynı şeyleri giyen, aynı şeyleri yiyen, aynı şeylere gülen hep acelesi olan ve tornadan çıkmışçasına tekdüze olan insanlığın anlamlandıramayacağı kadar renkli anılar bıraktı.

urfa’da bir lakaptaşı olduğundan habersiz brezilyalı pele ise ali amca’yı aramızdan alan kalp krizini atlatması sayesinde bugün, seksen bir yaşında. 

ve son olarak, her ikisiyle birden konuşmuş dünyadaki tek insan olan benim, bu yazıyı yazmam da kaderin bir başka cilvesi sanırım…


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

efendim, toprağından tarih fışkıran mümtaz memleketimde devam eden on iki tepe kazılarında, geçtiğimiz günlerde leğen benzeri bir nesne bulu...