efendim, pehlivan tefrikalarını bilirsiniz. muharrir ballandıra ballandıra anlattığı sonu gelmeyen maceralarla muhatabını esir alır, bir başladı mı bitirmek bilmez, kelimeleri kenger sakızı misali ağzında çevirir durur.. işte ben de her geçen gün sami karayel, eşref şefik çizgisine yaklaştığımdan, pele ali amcanın yaşamına dair anekdotlara bugün de devam edeceğim.
pele ali amca’nın oynadığı takımı akrabası halil kenanoğlu çalıştırmaktadır. halil hoca zaman zaman yeğeni ali’ye kendisine tütün alması için para verir. gelin görün ki halil hoca’nın eli biraz sıkıdır. bir kilo tütün al diye verdiği para ile yarım kilo tütün zar zor gelir. ama urfalı siyah inci, hocanın gözüne girme fırsatını kaçırmaz.
maç bitimlerinde futbol sahasının etrafında dolaşan pele, ya yenilen beklenmedik bir golün öfkesiyle ya da ağlarla buluşan bir topun sevinciyle yarım bırakılıp fırlatılmış sigaraları toplar, bunları tek tek kağıt ve izmaritlerinden arındırır ve halil hoca için aldığı tütünü bu yolla, iki katına çıkarmayı başarırmış. hasılı ne sihirmiş ne keramet, futbol tutkusundaymış marifet…
tütün demişken, pele ali amca’nın nargilesi müptelalığından bahsetmemek olmaz. tabii ki onun nargile içişi de belli ritüeller çerçevesindeydi. ali amca’nın nargilesi pasajımızın arka tarafındaki evinde hazırlanır, sonra oğlu webster nargileyi alıp, pasajın tam ortasına koyardı. ali amca da bir yandan nargilesini fokurdatır, bir yandan da gelen geçene laf atar yahut onların sataşmalarına cevap verirdi.
oğlu webster dedim ya, işte o, benim akranım ve oyun arkadaşımdı ama gerçek adını hiç bilmedim. babası gibi koyu tenli olduğundan, o dönemin popüler dizisi cosby ailesi’nden mülhem: webster adıyla anıldı hep. urfaya özgü havara taşının tozunu sürerek webster’ın yüzünü beyazlatma girişimime ise michael jackson’un ten renginin her gün açılması mı ilham verdi şu an hatırlamıyorum…
tekrar ali amca’ya dönersek, adaşı kolombo ali amca ile ezeli rekabetinden bahsetmemek olmaz. ikisi hasip ile nasip gibiydi. kolombo amca galatasaraylı, pele amca beşiktaşlı, kolombo amca doğru yollu, pele amca anaplı, kolombo amca miskin, pele amca yerinde duramayan, kolombo amca hırpani kılıklı, pele amca alabildiğine giyim kuşamına düşkün…
bu şekilde uzayıp giden zıtlıklar listesinden elbette sürekli karagöz-hacivat misali bir çatışma çıkardı. özellikle galatasaray -beşiktaş maçları öncesi bu dalaşmalar ayyuka çıkan, maçı kaybeden taraf epeyi süre ortada görünmezdi. kazanan ise rakip takımın temsili tabutunu urfa’nın ortasından geçen karakoyun’a atmak gibi sıradışı kutlamalara imza atardı.
babam pele ali amca’nın havası yerinde olmadığı zamanlar hemen onu gaza getirirdi. “ali seyirciler seni istiy, hele selamla” der, pele amca da maracana’ya çıkmış ciddiyetiyle raflardaki kumaşları selamlardı. babam iyice tava gelen ali amcaya doğru ütü yastığını atar, pele de gelen yastığı eski günlerine nazire yaparcasına bir kafa vuruşu ile geri yollardı…
pehlivan tefrikası dedik, şaka maka öyle uzattım. daha mesele daha çok ama sizi sıkmayayım. hasılı kelam bu dünyadan bir pele ali geçti hem de namını pele’den alsa da, urfa’da namı pele’yi geçti…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder