her şeye yabancı olmak…
üstad
erkan oğur’un imzasının yer aldığı eşkıya filminin müziklerini
yıllardır dinlerim. o albümden kısacık bir parça ise hem tınısıyla hem
de ismiyle gelip, yüreğime dokunur her seferinde: her şeye yabancı
olmak…
yirmi altı yıl önce verilen bu isim en az beste kadar
çarpıcıdır bence. henüz naylon çağın, insanları her şeye
yabancılaştırmadığı bir dönemde, bu adla bir beste yapmak, bir dehanın
yansıması kabul edilmelidir.
kafamın içinde dönüp duran, bu
eseri, zihnime mıh gibi çakılmış bir başka görüntü ile birleştirdim
nihayet. her şeye yabancı olmak, çocukluğunun geçtiği evlerden birine,
yıllar sonra bir kayıp vesilesiyle, mütereddit adımlarla girmektir.
adını
bilmediğin komşular sana merhametle bakarak, aradığın şeyin yerini
söylediği zaman anlarsın her şeye yabancı olduğunu. yıllarca yakalanma
korkusuyla nice paketi buruşturup attığın balkonda, çektiğin duman burun
deliklerinden çıkarken fark edersin yabancılaşmayı…
sıvadaki
tanıdık döküklüğe, duvardaki bir lekeye, buzdolabı üstünde sararmaya yüz
tutmuş bir resme yahut eve sinmiş olan o bildik kokuya dalıp gitmişken,
tanıdık bir zil sesi ile kendine gelirsin. ama kapıdan tanımadığın biri
girer.
eksik ya da fazla gurbete giden herkesin öyküsüdür bu.
sıladaki
ev bir derin dondurucu gibi muhafaza eder anıları. saat işlemez pek
orada… lakin küser bırakıp gidene bir müddet sonra… oraya aitken çıkılan
uzun yolculuk, her şeye yabancı olarak nihayet bulur.
hikaye kopmuştur bir kere, başkalarının öyküsünde şöyle bir görünüp, çıkabilirsin ancak.
ölünce geldiği yere, toprağa döner insan, sıladan bir kez ayrılınca ise, artık her şeye yabancı olduğu bir yere…
belki de bu yüzden, ayrılık ağırdır ölümden…
#sıla #gurbet #herşeyeyabancı #memleket #diaspora #erkanoğur
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder