27 Ocak 2025 Pazartesi


uçan pantolonlar ve ahi evran

efendim benim babacağızım, dedem mahmut savaş’ın demokrat parti’den urfa belediye başkan vekili seçilmesinden kısa bir süre sonra, bir ilçe ziyaretinde partilileri taşıyan ciple, boru taşıyan bir devenin çarpışması sonucu yetim kalmış. –kuvvetle muhtemel urfa’daki ilk ölümlü trafik kazası-

kaderin bu acı sürprizi sonrası, yaşıtları ilkokul sıralarındayken, o boyunun bile yetişmediği biçki masasının başına geçmiş. çıraklık, kalfalık derken ustalığa yükselmiş. yaklaşık yetmiş yıl önce de halen faaliyette olan terzi dükkânını açmış.

yani, kendimi bildim bileli babam urfa’nın en eski esnafları arasındadır. şekerci ab-ı hayat, bakkal bülbül hasan, attar isa gibi, sembol isimlerinden biridir. nitekim her sene verilen ‘yılın ahisi’ ödülüne de birden fazla kez layık görüldü.

babam diye demiyorum. müslüm köylü, nazif usta gibi duayen isimlerin elinde yetiştiğinden gerçek bir ahidir. gazeteyi biçki masasının üzerine yayıp, yanına da oturduğumu görünce, ekmek teknesine oturulmaz deyip fırçayı basardı. on yaşında bir çırak fermuar alacak olsa ayakta karşılar, dakikalarca ilgilenir, varsa dükkandan bir de dergi veya kitapla –genelde ülkücü neşriyat olurdu- yolculardı. 

babamın ahi ruhunu şu cihanda ters yüz eden yegane şey ise moda akımlarıydı. babam türkmen tabiatı gereği dümdüzdür. modanın da öyle olmasını ister. dar paça, ispanyol paça, düşük bel ve hatta kot pantolon babam için milli varlığa düşman statüsündedir ve görüldüğü yerde behemehal başı ezilmelidir.

bu durumdan habersiz nice genç, babamın ege’deki karasularımız misali savunduğu yirmi dört santimetre paça kuralını bilmeden, “abey bunun balağını daraltır mısan?” diye pantolonunu verirdi. paçayı ölçmesiyle kan babamın beynine sıçrar, “oğlum bu zaten girmi santim, daraltsam, yağlanıp mı giracahsan içine?” deyip pantolonu muhatabına doğru fırlatırdı.

işte, öyle anlarda, havada bacakları açılan pantolonu yakalamak için plonjon yapacak kaleci gibi pozisyon almış müşteri ile rus görmüş türk askeri misali bakan babam arasında duvarda asılı “yılın ahisi” belgesiyle göz göze gelir, ahi evran’ın ruhu şerifinden babam namına ben af dilerdim.

26 Ocak 2025 Pazar


istanbul yüzyıllarca sadece türklere değil türkçemize de başkentlik yaptı. bundan mütevellit istanbul ağzı türk dili için nirengi noktası kabul edildi. şüphesiz bu hal türkçenin billurlaşması adına önemli faydalar sağladı. ülkemiz sınırları içinde yazı ve konuşmada dil birliği sağlandığı gibi uzun vadede dünya türklüğünün de lisanda ortaklaşmasının temelini attı.

elbette hayatta hiçbir şey kuzguni siyah ya da süt beyazı değil. istanbul’un bu dil egemenliği zaman içerisinde radyo ile iyice arttı, televizyon ve internetle ise yutan eleman konumuna geldi. türkçenin yerel kullanımları şu an sekerat bir hasta gibi hüzünle son nefesini vermeyi bekliyor. doğu türkçesinin bir kolu olan urfa ağzı birkaç nesil içinde konuşanı olmayan bir dil haline gelecek

neyse ki bu karamsar tabloyu aydınlatan bir avuç inanmış insan var. onlardan biri de akrabası olmakla övünç duyduğum fuat kürkçüoğlu amca. sanatçı bir ailenin ferdi olan fuat amca’nın, emekliliğinin ardından art arda eserler vermesi urfa adına büyük şans. kürkçüoğlu’nun urfa ağzını bütün güzelliği ve saflığıyla kullanarak kaleme aldığı ‘urfalı damat bursalı gelin’, müellifin yayımlanan dördüncü kitabı, üçüncü romanı olma hüviyeti taşıyor. 

kitap ellilerde başlayıp yetmişli yıllara varan bir zaman düzleminde urfalı bir ailenin ve bilhassa oğulları osman’ın serüvenini anlatıyor. melodram türünde sınıflandırabileceğimiz yapıt, oldukça akıcı bir anlatıma sahip. kitapta aşk, saplantı, gurbet, modernizm-gelenek çatışması vb konular işlense de satır aralarında muazzam bilgiler var. döneme dair; ulaşımdan gastronomiye, ekonomiden kültürel iklime kadar pek çok alanda tarihe düşülmüş önemli notlar var.

fuat amcanın her romanda daha da artan ustalığı bu kitapta kendini iyiden iyiye hissettiriyor. gerek olay örgüsünün sürükleyiciliği gerek yarattığı karakterlerin gerçekçiliği gerekse de dönemi başarıyla yansıtması ‘urfalı damat, bursalı gelin’i sadece urfalılar için değil tüm edebiyatseverler için zevkle okunacak bir eser haline getirmiş. 

#fuatkürkçüoğlu #urfalıdamatbursalıgelin #kitap #kitapönerisi #bookstagram #urfa #şanlıurfa #okudumbitti #türkedebiyatı

16 Ocak 2025 Perşembe


türkçe bir umman. sibirya’dan viyana’ya yüz milyonlarca insanın anadili olan ve dünyanın en ücra köşesinde bile konuşulan muazzam bir lisana sahibiz. istanbul ağzı belki türkçenin en zarif hali ama emin olun ki her yörede, her türk devletinde konuşulan türkçe de en az istanbul ağzı kadar aziz.

işte, necdet ekici’nin son öykü kitabı ‘çayın soğudu başkanım’ı okurken, dil zenginliği öyle esrik etti ki zaman zaman kurgudan kopup, kendimi torosların mümbit toprağından fışkıran bu birbirinden güzel sözcükleri, deyimleri ve atasözlerini birer tekerleme gibi tekrar ederken buldum.

on kısa hikâyeden mürekkep bu eser kendini bir solukta okutuyor. öyküler bazen güldürüp, bazen hüzünlendiriyor, ara ara da öfkelendiriyor. yazarın anlatısını böylesine muhkem kılansa şüphesiz karakterlerinin ve olayların gündelik hemen hepimizin karşılaştığı durum ve kişiler olması.

kitaba adını da veren ‘çayın soğudu başkanım’ isimli öyküye ayrı bir bahis açmak lazım geliyor. aslında mizahi bir hikâye olmasına rağmen, seçmen davranışlarına, siyasilerin içtenlikten uzak tutumlarına, taşrada politikanın zorluklarına dair pek çok ders veriyor. üstelik necdet bey, bunu didaktiklik tuzağına düşmeden ve kurguya halel getirmeden yapıyor.

iyi öyküye hasret kalanlar için, anadolunun bağrında demlenmiş bu eser harika bir seçim olacaktır. son olarak bu güzel eserle buluşmama vesile olan gaziantep merkezli kitapşuuru hareketine ve bu oluşumun banisi oğuzhan ağabey’e bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.

#kitap #kitapşuuru #necdetekici #başkanımçayınsoğudu #öykü #okudumbitti #kitapönerisi #bookstagram

3 Ocak 2025 Cuma

ferdi tayfur’a rahmet olsun. bugün ardı sıra yapılan paylaşımlara bakınca çok fazla seveni olduğunu bir kez daha gördüm. şahsen ben hiç arabesk dinlemedim. bunda ideolojik müzikle erken tanışmamın etkisi de var, doksanlardaki pop ve rock müziğin patlamasının da…

arabeskin üç popüler ismi için, kiminin gençliğine atıfla kiminin bayrakla verdiği bir poz üzerinden hep ülkücü yakıştırması yapılırdı. -muhtemelen karşı mahallede de benzer biçimde bir kanı söz konusudur- ancak üçü de herhangi bir siyasi görüşe doğrudan bağlı olmayacak kadar kitlelerini tanıyordu….

merhum ferdi tayfur da aynı şekilde ortada durmayı seçen isimlerden biriydi. lakin devlet bahçeli’nin ona olan hususi muhabbeti sebebiyle kariyerinin son yıllarında mhp’nin birkaç organizasyonuna katıldığını biliyorum. birinde, erciyes zafer kurultayı’nda canlı da dinledim.

yanılmıyorsam iki bin beş yılıydı ve rahmetlik burhan çaçan da aynı yıl kayseri’de erciyes zafer kurultayı’nda sahne almıştı. tekir yaylasında; zara, turgay başyayla, müşerref akay, muazzez abacı, orhan hakalmaz, ismail türüt, kazancı bedih, ibrahim erkal, ayna… vb popüler isim ve gruplar da ferdi tayfur gibi bizlerin karşısına çıkmıştı…

ne yazık ki, on dokuz kez yüzbinleri toplayan bu eşsiz geleneği toplumsal hafızaya aktarılabilecek herhangi bir kitap ya da belgesel çalışması olmaması bir yana, doğru düzgün görsel materyal bile yok. bu sebeple bugün bu ferdi tayfur’u anan hiçbir ülkücüde o güne dair bir fotoğrafa ya da bilgiye denk gelmedim...


bu vesileyle tarihe not düşülmüş olsun. ferdi tayfur’un da mekanı cennet olsun…


#ferditayfur

efendim, toprağından tarih fışkıran mümtaz memleketimde devam eden on iki tepe kazılarında, geçtiğimiz günlerde leğen benzeri bir nesne bulu...