evet efendiler, türk mutfağı hiçbir tarihte olmadığı kadar tehlike altındadır. şeytan pişirgeci, göktürk kağanlığına giren çinli prenses misali çalışmakta ve ışıltı görüntüsüne aldanan milletimizin altını oymaktadır. kendimize geldiğimizde elimizde sadece tadı birbirinin aynısı tarifler kalmış olacak.
doğru tahmin ettiniz eyırfrayır denen o meşum aletten bahsediyorum. türk dil kurumu henüz karşılık bulmadığından ben şimdilik şeytan pişirgeci diyorum. siz iblisin fırını, albız aşhanesi, portatif tamu yahut erliğin tenceresi de diyebilirsiniz.
kırk asırdır kuyruk yağını merhem niyetine kullanan, zeytinyağını boydan sürünüp er meydanına çıkan, iç yağıyla lıklıkı köfte yapan, sade yağı tatlısına boca eden bir milletin ahfadı aman efendim yağsız olsun diyerek, etinden, patlıcanına, tatlısından, tuzlusuna envai çeşit taamı aynı usülde pişiriyor.
ey türk milleti titre ve kendine dön. kızartma yağda, haşlama suda, büryan kuyuda, kuzu tandırda, börek kuzinede, tavuk tuzda, balık ızgarada, kanat mangalda pişer. türkün kozmik odası olan mutfağına musallat olan eyırfrayır denen pişirgeç, yavuz’u öldüren şirpençeden daha az zararlı değildir.
gürbüz delikanlılarımızı, dalyan gibi kızlarımızı çekemeyen mahifllerin, türk milletine beşinci kol faaliyetidir. beni evhamlılıkla suçlayacaklardır. soruyorum; makine, silah, kapı, motor, şanzıman yağlanırken türkün bünyesini yağdan mahrum bırakmak bir casusluk faaliyeti değilse nedir?
buraya kadar okuduysanız hemen bakır leğeninizi kapın, içini dört litre kadar zeytin yağıyla doldurun. (o arada elinize bulaşan yağı bir güzel yanaklarınıza sürmeyi unutmayın.) sonra içine mebzul miktarda patlıcan ve biberi atın. onlar kızarırken, siz fokurdama sesiyle vecd halindeyken, şu şeytan pişirgeci meselesini bir daha düşünün…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder