mahmut iki metreyi aşkın boyu, fırıncı küreğinden büyük elleriyle basket topunu portakal tutar gibi alır, basit bir iki hareketle kendisini savunmaya çalışan bizleri saf dışı bırakıp smacı basardı. üstelik mutombo’dan mülhem mahombo dediğimiz dostum, ayakları için uygun ayakkabı olmadığından epeyi zaman terlikle ve çıplak ayakla oynadı basketbolu. mahombo ne nba draftını ne de yirmi beşini gördü.
ilk kez, abim bir kitap hazırlığındayken görmüştüm mahmut bedir’in resmini. göksel arsoy ile cüneyt arkın’ın birleşimi yakışıklılığıyla urfa’ya yetmişli yıllarda atanmış bir öğretmendi. okulda öğrencileri, okul binasının dışında urfalılar, karaman’ın sarıveliler ilçesinden gelmiş bu veli namzetini sarı hocayı bağrına bastı. mahmut bedir kurşunlandığında henüz otuzunda yoktu.
ilkokulda arkadaşım abisinin fıkra kitabından tiyatro oyunu yazar, rolleri dağıtır, aksesuarları bulur, makyaj yapar, üzerine bilet ve afiş tasarlar, dekoru hazırlayıp sınıfta arkadaşlarıyla oynardı. urfa’da oxford olmadığı gibi tiyatro da yoktu o zamanlar. öylece küllenip gitti içindeki tiyatro ateşi. yıllar sonra hatırlattığımda yaptığı işin büyüklüğünü kendisi bile unutmuştu…
aslında hatıra defterime yansıyan daha epeyi suret var. zor coğrafyalarda kendinin devamı olamamış nice insan. ama bu isimler japonca şitazumi kelimesinin anlamını öğrenince bir çırpıda aklıma gelenler. japonlar yüklükte altta kalan şiltelere bakıp üretmiş şitazumiyi. potansiyelini gerçekleştirememiş, olması gereken yerin altında kalmış anlamında…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder