31 Ekim 2023 Salı


bazı insanlar kutup yıldızı gibidir. yeryüzünden yüz hatta bazen üç yüz yılda bir geçerler. ancak ne acıdır ki, onların geçişi bir kutup yıldızının ihtişamıyla olmaz. çağdaşları tarafından anlaşılamadıklarından onlar için hayat; sıkıntı, yalnızlık ve alay edilme ile geçer. galileo, da vinci, kopernik, hezarfen, neyzen tevfik… gibi birçokları öldükten asırlar sonra anlaşılır ve iade-i itibara mazhar olur. fakat bu insanlar içinde öyle bir grup vardır ki, onlar için coğrafya kaderdir. ne kadar çabalasalar da, doğdukları mutaassıp çevrenin kabuğunu kıramazlar. âşık oldukları topraklar onlar için birer pranga hüviyetine bürünür. onlardan birini, hiç görmemiş olsam da iyi tanıyorum: mustafa dişli…

mustafa amca, kayıtlara göre ben dünyaya geldikten iki yıl sonra vefat etmiş. fakat bizim evde ve dükkânda hala olanca canlılığıyla yaşamaya devam ediyor. onun darb-ı meselleri ve hatıralarıyla büyüdüğüm için kendimi şanslı sayıyorum. doğduğum topraklar, büyük insan yetiştirme konusunda mahir olsa da, mustafa amca çok yönlülüğüyle her zaman ayrı bir yerde duruyor. bir insan düşünün ki; terzi, siyasetçi, hatip, şair, yazar, halkbilimci, stk başkanı, futbol hakemi, sinema oyuncusu, organizatör… vb. birbirinden bağımsız alanlarda üstün yetenekli olsun. hem de bin dokuz yüz altmışlı, yetmişli yılların urfa’sında, tamamen kendi çabasıyla bu hususiyetlerle donanmış olsun. işte fazlası yok, eksiği var, o kişi: mustafa dişli’dir…

peki, böylesi bir cevher hak ettiği ilgiyi yaşadığı çağda görmüş müdür? kolayca tahmin edebileceğiniz gibi bu sorunun cevabı olumsuzdur. hatta daha acısı, vefatından günümüze kadar da, vefa örneği birkaç yerel çalışma dışında hakkıyla tanıtılıp, anlaşılmamıştır. ömrü boyunca, alay etmeye varan tazyikle karşı karşıya gelen mustafa amca, devletinden de üzerine düşen payı almıştır. on iki eylül cuntasının işkence tezgahından geçtikten kısa süre sonra baki aleme göçmüştür… hazindir ki, adına, sempozyumlar, edebiyat yarışmaları, film festivalleri düzenlenmesi gereken bu değer elli yıl sonra da yok sayılmaya devam edilmektedir. baht utansın… 


#mustafadisli #mustafadişli #urfa #şanlıurfa #kültür #sanat #vefa #aslanyeleliadam

29 Ekim 2023 Pazar


tarihin en çok konuşulan vasiyetnamesinin muhatabı yağmur atsız beğ seksen üç yaşında hayata veda etti. atsız beğ dünya üzerindeki hemen tüm millet, etnisite, toplulukları; geçmiş, gelecek, dahili, harici, potansiyel vb düşman şeklinde sınıflandırdığı o meşhur vasiyeti oğlu yağmur için kaleme almıştı.

yağmur beğ her namlı babanın oğlunun kaderini yaşadı. seksen üç yıllık yaşamı, yeryüzüne ayak basmış en nev’i şahsına münhasır insanlardan atsız beğ’in gölgesinde geçirdi. belki de bu sebeple pek çok kaderdaşı oğul gibi gözlerden hatta memleketten uzak bir hayatı seçti ve hayatının büyük kısmını geçirdiği köln’de vefat etti. isteği üzere oraya da defnedilecek.

hep babasına layık olmamakla itham edilse de yağmur beğ dört dörtlük bir entelektüel, duruş sahibi bir fikir adamıydı. nitekim arkasında birbirinden kıymetli yapıtlar bıraktı. bence atsız gibi birinin bir daha gelmeyeceğini kabul edip, değerlendirilseydi yağmur beğ ile ilgili daha sağlıklı bir kanaate varılırdı.

türkçeye hakimiyeti ve babasını andıran yalın kılıç gerçekçi aynı zamanda sarkastik üslubu sebebiyle yağmur beğ’in tüm kitaplarını büyük bir iştahla okudum. özellikle 'meçhul genç gazeteciye mektuplar' ve 'ömrümün ilk altmış beş yılı' referans niteliğinde eserlerdi. farklı gazeteler için kaleme aldığı köşe yazılarını da aynı heyecanla takip ettim. 

bu arada yağmur beğ’in beni işletmişliği de var…

sanırım iki bin dokuz yılında kişisel verileri koruma kanuna muhalefet etme pahasına telefonunu bulup aramıştım. karşımda tam bir istanbul beyefendisi vardı. “yağmur bey yok buyrun ben yardımcı olayım” dedi. o günkü cahil cesaretimle, atsız ile ilgili bir roman yazmak istediğimden falan bahsettim. muhtemelen benzer epeyi arama aldığı için birkaç espri ile beni geçiştirdi, konuşmayı sonlandırırken de kimliğini ifşa etti.

son olarak kaderin cilvesi midir bilinmez, atsız ile inişli çıkışlı bir ilişkisi olan necip fazıl kısakürek’in maşeri hafızaya kazıdığı şiiriyle tarihin bir diğer çok ünlü seslenişinin muhatabı mehmed kısakürek de geçtiğimiz hafta içinde dünyaya veda etmişti. 

yani birkaç gün içinde “mehmed’im” ile “oğlum yağmur” hitapları muhatapsız kaldı…

#yağmuratsız #atsız #yagmuratsiz

23 Ekim 2023 Pazartesi

 

kalubelada türk’e gurbet yazılmış olacak ki milletimizin sıla özlemi hiç dinmemiş. eski dünya tabir edilen coğrafyadaki hemen her kavim kendini bildi bileli aynı topraklardayken, türkün sergüzeşti bering boğazından, kuzey afrika’ya avrupa içlerinden hindistan’a at üstünde geçmiş. 

yüzyıllar süren fetihler, savaşlar ve yenilgilerin ardından tam konargöçerlik bitti derken bu kez ekmek peşinde gurbete düşmüş türk milleti. avustralya’dan arabistan’a, kuzey amerika’dan avrupa’ya dört bir yana dağılmış alın yazısı gurbet olan milletin evlatları…

belki de bu yüzden gurbet ve sıla türkçeye özgü kelimeler. nitekim bu iki kavramın dünyadaki dillerde birebir karşılığı yok. 

nasıl olsun ki? var mı yeryüzünde vatanına böylesi hasret kalan, var mı gurbeti yavrusuna sıla olan, yavrusunun sılasında gurbeti yaşayan?

işte, türkün bin yıllar süren gurbetliği altmış birdeki büyük göçle birlikte tek kelime inmiş: alamanya oluvermiş. anadolu’nun elektrik girmemiş köylerine berlin tren garının, ren nehrinin üzerindeki köprülerin adı girivermiş.

her mühim hadise gibi yüzbinleri anadolu’nun bağrından avrupa’nın göbeğine sürükleyen bu büyük göç de zaman içinde kendi edebiyatını oluşturmuş. lakin sılada kalanlara, gurbete gidenlerin varlığı nasıl yaban gelmeye başladıysa sözü de öyle olmuş. yıllar boyu avrupa türklerinin yaz/g/ısı derli toplu araştırılmamış.

neyse ki yıllarca gurbet ve sılayı söz ile saza döken ozan yusuf polatoğlu iş başa düştü deyip, harikulade bir çalışma ortaya koymuş. fakat ne acıdır ki polatoğlu’nun ömrü uzun yıllara yayılmış çabasının bu eşsiz ürününü görmeye vefa etmemiş.

vefatının ardından yayınlanan yapıtı için polatoğlu sadece basılı eserleri değil, süreli yayınlardan, müzik eserlerinin güftelerine gurbet ve sıla üzerine söylenmiş ne varsa taramış hatta bunla da yetinmeyip röportajlarla dört başı mamur bir göç antolojisi meydana getirmiş. 

ilgilisi için hazine değerindeki bu eseri polatoğlu’nun vefatının ardından yayına hazırlayan mahmut aşkar’a, neşreden avrupa türk islam birliği, atib’e ve bana ulaştıran mehmet borukcu ağabey’e de teşekkür ederek bitireyim.


@ozanyusufpolatoglu @atibunion #göç @cigiryayinlari #gurbetçi #sıla #hasret #almanya  #kitap

20 Ekim 2023 Cuma


“az”

benim için az’ın kaderi de kendisi kadar ilginç oldu. az’ı kurtuluş parkı’ndaki sergiden hafif ıslanmış biçimde aldım. epeyi uzun bir süre kitaplıkta durdu. son taşınmamızın ardından, tasnif sırasında elime gelince okumaya başladım. birkaç gün sonra arabamız yolda kaldığında, az yan koltukta duruyordu. yaklaşık üçte ikisini bitirdiğim kitabı çekicide unuttum. “neyse, kısmette yokmuş” deyip vazgeçecekken, kitabın storytel’de olduğunu fark edip, kalan kısmı oradan dinledim.

‘az’ sert bir kitap. okuması kolay, hazmetmesi zor. hakan günday’ın anlatısı küfür, şiddet, cinsellik, uyuşturucu, bdsm sarmalında ilerliyor. kitap bittiğinde mutat üzere hakkındaki yazıları ve esere dair röportajları okudum ve dinledim. hakan günday’ın yeraltı edebiyatı tabir edilen alanda yapıtlar vermesinden kaynaklı bu durumun sadık okuyucuları için sürpriz olmadığını anladım.

yukarıda saydıklarımı okuyanların büyük kısmı o kadim tartışmaya kendi içinde çoktan girdi kuvvetle muhtemel. sanatçılar hayatta olan her şeyi konu almalı mı yoksa nezih bir alanda üretim mi yapmalı? bu soru cevabını hiçbir zaman bulmayacak. benim şahsi görüşümü soracak olursanız, sanatçılar tüm sınırlamalardan arınıp eserler ortaya koymalı, muhataplarsa hassasiyetleri ve beğenileri nispetinde bu eserlere yönelmeli. nitekim uyuşturucu satıcılarının kendi arasında sizli bizli konuştuğu bir kitap, genel ahlak ilkelerine uygun olsa da okuyucunun zihninde gerçekçiliğini tahkim etmesi imkânsızdır. 

tekrar kitaba dönecek olursak, ‘az’ korucu aşiretlerinden yatılı yurtlara, tarikatlardan ingiliz gizli servisine, müptezel torbacılardan porno sektörüne, çocuk gelinlerden oğuz atay’a… hayli geniş bir dekorda iki hikayeli kurgusu ile ilgi çekici bir kitap. hakan günday, normal hayatta yolları kesişmeyecek bu kişi ve yapıları zaman zaman tesadüfün sınırlarını zorlayarak anlatısında buluşturmuş. kitap bu sebeple mahsun kırmızıgül sineması ile chuck palahniuk edebiyatı arasındaki o pek de ince olmayan çizgide gidip geliyor.


#az #hakangünday #yeraltıedebiyatı #çizim #oğuzatay #kitap #bookstagram #drawing #derda #kitaptavsiyesi #kitapönerisi #kitapkurdu #kitaplık

17 Ekim 2023 Salı


sabah gözümü açtığımda ilhan teyzeyi üzerinde yattığım döşeği hafiften toplayıp kendine açtığı alanda bir yandan boranı için köfte yuvalarken, bir yandan o gün -evet saat sekiz itibariyle- yaptıklarını anlatırken bulurdum. bu çokça kez tekrarlanan bir manzaraydı. çalışkanlığı, iletişim becerisi, etrafa saçtığı pozitif enerjisi, yaşam bilgeliği ilhan teyzeyi hiçbir zaman falanca şirketin ceo’su yapmadı…

mahmut iki metreyi aşkın boyu, fırıncı küreğinden büyük elleriyle basket topunu portakal tutar gibi alır, basit bir iki hareketle kendisini savunmaya çalışan bizleri saf dışı bırakıp smacı basardı. üstelik mutombo’dan mülhem mahombo dediğimiz dostum, ayakları için uygun ayakkabı olmadığından epeyi zaman terlikle ve çıplak ayakla oynadı basketbolu. mahombo ne nba draftını ne de yirmi beşini gördü.

ilk kez, abim bir kitap hazırlığındayken görmüştüm mahmut bedir’in resmini. göksel arsoy ile cüneyt arkın’ın birleşimi yakışıklılığıyla urfa’ya yetmişli yıllarda atanmış bir öğretmendi. okulda öğrencileri, okul binasının dışında urfalılar, karaman’ın sarıveliler ilçesinden gelmiş bu veli namzetini sarı hocayı bağrına bastı. mahmut bedir kurşunlandığında henüz otuzunda yoktu.

ilkokulda arkadaşım abisinin fıkra kitabından tiyatro oyunu yazar, rolleri dağıtır, aksesuarları bulur, makyaj yapar, üzerine bilet ve afiş tasarlar, dekoru hazırlayıp sınıfta arkadaşlarıyla oynardı. urfa’da oxford olmadığı gibi tiyatro da yoktu o zamanlar. öylece küllenip gitti içindeki tiyatro ateşi. yıllar sonra hatırlattığımda yaptığı işin büyüklüğünü kendisi bile unutmuştu…

aslında hatıra defterime yansıyan daha epeyi suret var. zor coğrafyalarda kendinin devamı olamamış nice insan. ama bu isimler japonca şitazumi kelimesinin anlamını öğrenince bir çırpıda aklıma gelenler. japonlar yüklükte altta kalan şiltelere bakıp üretmiş şitazumiyi. potansiyelini gerçekleştirememiş, olması gereken yerin altında kalmış anlamında…


13 Ekim 2023 Cuma


meydan larousse’lardan hiç görmediği ülkeler hakkında oralarda yaşayanların bile bilemeyeceği detayları ezberleyen, cem atabeyoğlu’nun spor tarihi ansiklopedisi’nden leblebi mehmet’in vefa’ya on dört gol attığını öğrenen, sağlık ansiklopedisi’nden evdekilere çaktırmadan muzır neşriyat verimi alabilen, lügatten öğrendiği kelimelerle akrostiş şiir yazan neslin yüz akı bir yazarı var: mahir ünsal eriş. 

zaman içerisinde kuşağının malumatfuruşluğunu dört başı tekmil entelektüelliğe dönüştüren mahir ağabey harika bir eserle, bilginin peşindeki kırk yıllık yolculuğunu taçlandırmış. 

okurlarının öykü ve romanlarındaki dil zenginliğinden tahmin ettiği, müptelalarının ise çeviri faaliyetleri, röportajları ve töre sivrioğlu ile yaptığı podcast’ten öğrendiği üzere mahir ünsal eriş dil tutkunu çokdilli bir yazar. farklı lisanlarda çeviri yapabilecek yetkinliği sahip eriş, on civarında dile bir şekilde dokunmuş.

işte, “babil kulesi kitabı” yıllara yayılmış bu çabanın ve aşkın cisim bulmuş hali. bir diğer deyişle mahir ünsal eriş’in büyük bir diğerkamlık ve cömertlik örneği göstererek, kelimelerle ilgili yolculuğunda topladıklarını bir batında okuyucuya sunduğu bir armağan.

kitap o kadar yoğun bilgi içeriyor ki, geniş aile’nin ve kaygısızlar’ın ilk sezonlarında yaşadığım bir espriye gülerken, diğerini kaçırma durumu nihayetinde karın ağrısıyla bölümü kapatma hissini uzun süre sonra babil kulesi kitabı’nda yaşadım.

bir kelimenin serüvenine tanıklık ederken verilen örnekle yeni bir aydınlanma yaşayıp, “bu arada” şeklinde önemsiz bir şey söylenecekmiş gibi başlayan bağlama cümlesinde ise büsbütün hayrete düşeceğiniz, istisnasız her satırında mahir ünsal ağabey’in okuyucusunu tenvir eylediği harikulade bir yapıtla karşı karşıyayız.

son olarak mahir ünsal eriş’in bir konuda daha hakkını teslim edeyim. pek çok etimoloğun aksine, ideolojik kimliğini bir kenara bırakarak, salt ilmi bir tecessüs ve hakikatperest bir tavırla sözcüklerin peşine düşmesi kitabın kıymetine kıymet katmış. 

okuyun, hak vereceksiniz.

@mahirunsaleris @kafkayayinevi @literaedebiyat #mahirünsaleriş #babilkulesikitabı #etimoloji #kitap #book #bookstagram #kitapönerisi 

efendim, toprağından tarih fışkıran mümtaz memleketimde devam eden on iki tepe kazılarında, geçtiğimiz günlerde leğen benzeri bir nesne bulu...