24 Mart 2022 Perşembe


yitik bir şehre ağıt…

bir cenaze çıkıyor yusuf paşa camii’nden, ellerden bir denizde dalgalanan sal misali, yalpalıyor tabut. gençler ağır havayı mümkün olduğu kadar az solumak için, koşar adım, son durağa götürüyor cenazeyi. 

arkadansa; gözleri nemli, belleri bükük, adımları düzensiz ak sakallılar geliyor. şehir onları birbirine benzetmiş. yıllardır güneşin kavurduğu kahverengi tene, dertlerin ağarttığı beyaz saçlara sahip yaşlılar. kadim kentin kültürünü omuzlarında taşıyormuşçasına yorgun düşmüş son urfalılar.

bej rengi pantolonlarının altında örgü deriden kösele ayakkabıları var. daracık sokaklarda doğmuş, tetirbelerde oynamış, kabaltılardan geçmiş, büyüklerin meclisinde edep erkan; ustaların rahle-i tedrisinde zanaat öğrenmiş ihtiyarlar.

beyhude çabalıyor, yetişip omuzlamaya tabutu. bir ömür hemhal oldukları güneş, artık düşman olmuş onlara. gömleklerinin yakasıyla enseleri arasına sıkıştırdıkları mendil, sırılsıklam olmuş daha camiden çıkmadan. kendini zorlayıp yetişen olsa bile, ne mazide övgüyle bahsedilen yüreği, ne de geçmişte bükülmeyen bileği müsaade ediyor, son görevi ifaya.

son urfalılar bunlar; yeri geldiğinde haksızlığa dur demek için, yeri geldiğindeyse dağ gezilerinde arkadaşlarına kebap yapmak için cebinde çakıyla gezen; ilim erbabına, sanatkâra, yaşlıya, ataya, babaya hürmet eden, yolda gördüğü çocuğa cebinden çıkarıp şeker veren, hayatın zorluklarına karşı çelik gibi dik duran ama naif ruhunu hiç kaybetmeyen, en az birkaç makamda kafasını gözünü yarmadan türküleri terennüm edebilen, koca çınarlar; yürüyorlar, tabutun ardı sıra…

türküsü, anadili, örfü, ananesi, atasözü, sevdası, derdi… özbeöz türkçe olan amma velakin imparatorluk bakiyesi olmanın inceliğiyle, ola ki zülfü yâre dokunur diye; kendine türk, türkmen yerine, şehrin yerlisi diyen bir nesil; bin yıllık yurda veda ediyor. kabristana doğru aheste yürürken, ezeli nasıl benzerse kerkük ile ahvali de benzer kentlerine ağlıyor onlar.

sadece tabuttaki merhumeye değil, doğup büyüdükleri şehre veda ediyorlar. müteveffayla birlikte, bir şehrin kültürü de gömülecek az sonra toprağa. son konuşanıyla birlikte yitip gitmiş iptidai bir dil gibi, unutulup gidilecek, bir şehrin örfü, ananesi…

son hoyratlar okunacak, uzun havalara zılgıtlar karışacak. sıra gecesinin toplandığı odalar kaybedilmiş müdavimlerin yasına sahne olacak. çiğköftelerin yoğrulduğu mağaralar ceylanlara kalacak. mübalağanın yeşerdiği topraklar, alışmadık sessiz bir vedaya tanıklık edecek. bu son nesille birlikte, bir şehir de gidecek. taşı toprağı değil elbet; ruhu yitecek…

#urfa #urfakültürü #şanlıurfa

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

efendim, toprağından tarih fışkıran mümtaz memleketimde devam eden on iki tepe kazılarında, geçtiğimiz günlerde leğen benzeri bir nesne bulu...