30 Aralık 2024 Pazartesi

türk milleti isimli zümrüdüanka’nın kanatları çanakkale’de tutuştu. o ateşle yürekler kavruldu. küllerindense türkiye cumhuriyeti doğdu. bu kutlu ırkın ahfadına da atalarının destanını yazıp okumak vazife kaldı. türk şiirinin ulu zirvesi mehmet akif’i ayrı tutarsak, bu ödevi en hakkıyla yapan şahıs kanımca merhum mehmed niyazi beğ’dir. onun kaleminden çıkan çanakkale mahşeri isimli anıt eser, bir roman olmanın ötesinde türklük şuurunun kelimelerle inşa edilmiş abidesidir.

işte bu harikulade eserin okurla buluşmasının üzerinden çeyrek asırdan fazla geçtikten sonra mehmet hayati özkaya hoca, mehmed niyazi’nin ruhunu şad edecek bir eserle okuyucunun karşısına çıktı. ‘oğuz amca diye biri’ çanakkale mahşeri romanından uyarlanan bir piyes. evet, türk milliyetçilerinin tamamen terk ettiği bir cepheye tek başına bir sahip çıkış bu çalışma…

namık kemal’den gelen ve seksen ihtilaline kadar neredeyse kesintisiz devam eden milli tiyatro geleneği ne yazık ki kültürel çölleşme ikliminde pek çok değerimiz gibi giderek kuruyup yok olmuştu. neyse ki mehmet hayati özkaya ağabey, hepimiz gibi romanı okurken kafasında canlandırmakla kalmamış, türk milleti bu anlatıyı bir de tiyatro sahnesinde izlesin diye kaleme sarılmış.

‘oğuz amca diye biri’ hacimce ufak ama etkice hayli büyük bir eser. hayati hoca’nın daha önce anı ve roman türündeki eserlerini okumuş ve beğenmiş olmama rağmen açıkçası bu kitaba mesafeli yaklaştım. zira piyes yazmak bambaşka bir meziyet diye düşündüm. kitabı bitirdiğimdeyse bu zandan dolayı hayati hocaya bir özür borçlu olduğumu fark ettim.

mehmet hayati özkaya dört başı tekmil bir piyes yazmış ve görevini ifa etmiş. şimdi vazife bize düşüyor. alıp bir tiyatro izler gibi oğuz amca ve arkadaşlarının çanakkale’deki serencamını onlarla birlikte yaşayabilirsiniz. bundan daha güzeli ise şu olur. tiyatroya meraklı ya da eğitim kurumlarında görev yapan dostlar alın size hazır metin, on sekiz marta kadar provaları yapın ve türklük duygularını şaha kaldırın…

#çanakkale #çanakkalemahşeri #mehmedniyazi #hayatiözkaya #oğuzamcadiyebiri #piyes

26 Aralık 2024 Perşembe


evvela açıkça söyleyeyim, feridun yazar’ın çeşitli kötülüklerin müsebbibi olarak görüldüğü bir ortamda büyüdüm. adını ilk kez –elbette olumsuz kelimeler eşliğinde- duyduğumda altı yedi  yaşındaydım. seksen ihtilali esnasında chp’den urfa belediye başkanı olan yazar ilerleyen yıllarda kürt siyasi hareketi içinde genel başkanlık da dahil pek çok görev yaptı.

politik serüveni süresince feridun yazar’ın bir ayağı hep urfa’daydı. bundan mütevellit, hasan kaya’nın gerçekleştirdiği nehir söyleşide urfa epeyice yer işgal ediyor. kitap, abdürrahim dindarzade ağabey’in deyimiyle urfa’nın kayıp yılları olan yetmiş doksan arası döneme dair pek çok, sosyal, siyasal ve kültürel gözlem barındırıyor.

bir diğer ilginç husus ise, yüzlerce kez dinlediğim için yaşamış gibi her anını bildiğim bazı olayları ilk kez karşı tarafın ağzından okumaktı. özellikle ecevit’in urfa ziyaretinde yaşananlar akabinde ülkü-bir’deki tutuklamalar, urfa’daki ülkücü şehit cenazeleri, mhp’nin kalesi durumundaki toprak reformu dairesinin etkisi gibi pek çok hadiseyi kürtçü cenahın bakışını dinlemek sıra dışı bir deneyimdi.

yazar, kendi beyanını esas alırsak, ömrü boyunca silahın karşısında durmuş. pkk ile bu noktada ayrışma yaşadığını savunan feridun yazar, kürtçü siyasetin legal zeminde ilerlemesi için çaba gösterdiğini söylüyor. kitap, açılıp kapanan partileriyle, kuzey ırak ve avrupa ayağıyla kürt siyasi hareketine dair pek çok ilginç anekdot barındırıyor.

hatta bu nehir söyleşi için cumhuriyet dönemi kürtçülüğünün kara kutusu demek mübalağa olmayacaktır. zira feridun yazar, içeride dönen ayak oyunlarını, ikbal peşinde arkadaşını satanları, pkk’dan emir almadan hareket edemeyen isimleri sansürsüz biçimde anlatmış.

son olarak yazar dedesi ve babasını anlatırken başkalarının topraklarına zorla el koyduğunu söyleyecek kadar açık sözlüyken özeleştiri noktasında oldukça sınıfta kalmış. kitapta kusursuza yakın bir portre görüyoruz. hasan kaya da söyleşi boyunca dizginleri yazar’ın eline verdiği için muhatabını sıkıştıracak sorular soramamış…

#feridunyazar

15 Aralık 2024 Pazar


 “lafımın dostusunuz, çilemin yabancısı / yok mudur, sizin köyde, çeken fikir sancısı?”

imam hüseyin abiciğim doksan dokuz yılında askerden dönerken, oradaki vazifelerden arda kalan zamandaki en büyük meşgalesi olan yazı çizi işlerinde kullandığı kırmızı ciltli defterini de getirmişti. – ilginçtir, on beş yıl sonra askere giderken benim bavulumda da defterim, kalemlerim ve kitaplarım vardı.- yukarıdaki mısraları da ilk o defterde görmüş ve tutulmuştum.

o defterden yirmi beş yıl sonra ‘basılı yakıt’ı okurken yine o mısralara denk geldim. lakin mısralar zaman içerisinde ömer lütfi ağabey’in gönlünde büyümüş öykülere dönüşmüştü. hayatı, milliyetçi mukaddesatçı mahallede fikri ve sanatsal üretim yapmanın zorluklarıyla boğuşarak geçen ömer lütfi mete, serzenişini öykülerine nakış nakış işlemiş. hal-i pür melalimizin izahını da mizahla yapmış.

popüler kültürün en ağır abileri yusuf miroğlu ve polat alemdar karakterlerinin yaratıcısı mete’nin çilesini hicviye yoluyla arz etmesi de başlı başına bir mesaj olmuş kanımca. kitabın ekseriyetini oluşturan yayıncılık, matbuat alemi ve sinemaya dair öykülerle kendi yaşadıklarını serdeki karadenizliliğini konuşturup birer taşlamaya dönüştürmüş.

bu sebeple ‘basılı yakıt’ı okurken bir yandan sık sık tebessüm ederken, içten içe ömer abinin sızısını da hissettim. bu arada kitaptaki şeyh şamil ile ilgili öyküye de ayrı bir bahis açmak gerekiyor. ömer lütfi mete, yeryüzüne ayak basmış en yiğit adamlardan biri olan imam şamil’i öyle mahirane anlatıyor ki okuyana kendini çeçenistan dağlarında hissettiriyor.

karşı çıkanlar olacaktır ama basılı yakıt’ta ömer abinin mizah tarzını fikri muarızı aziz nesin’e hayli benzettim. iki ismin anlatı gücünü gündelik hayattan alan gülmecesi, tanzimattan beri içinde debelenip durduğumuz eski-yeni çatışması ve beraberinde getirdiği trajikomik durumları ele alış biçimleri şaşırtıcı biçimde birbirini andırıyor.


#ömerlütfimete #basılıyakıt #kitap #kitapönerisi #bookstagram #okudumbitti #öykü

8 Aralık 2024 Pazar


ercan kesal’ı benim için özel kılan ne diye düşündüm, ‘isim şehir film roman’ı bitirdiğimde. kesal, öyle süslü püslü cümleler kurmuyor, olur olmadık aforizmalar savurmuyor, öfkeli sloganlarla taraf da olmuyor. peki, kitaptaki her cümlenin gelip yüreğimde bir dokunmasının sebebi hikmeti nedir? şüphesiz, vicdan. 

kesal, türkiye’deki bütün bu hırgürün arasında makul bir ses olmayı inatla sürdürüyor. üstelik bunu salt sözle yapmıyor. farklı farklı alanlarda sürekli üretiyor. bunun yanında urladam gibi kültür merkezini hayata geçirip, başkalarının da önünü açıyor. hasılı kelam aydın kelimesinin içini hakkını vererek dolduruyor.

avanos’tan kaynayan, ankara’da gürleşen, izmir’de yükselen, keskin’den paris’e oradan da istanbul’a bir çağlayana dönen bu berrak suyun kaynağından istifade edemeyenler için de yenal bilgici devreye girdi. önce cebimdeki ekmek kırıntıları onu müteakiben de isim şehir film roman, membaından faydalanamayanlar için kana kana içebilecekleri ercan kesal cümeleleri içeriyor.

burada durup, yenal bilgici’ye de bir parantez açmakta fayda var. bilgici, iki kitapta da söyleşi tekniği hususunda bir ders veriyor. soru soranın, konuktan rol çalmadan sadece o gürül gürül akışın devamlılığını sağlaması gerektiğini bize her araya girişinde gösteriyor. bazen bir taşı kaldırıyor, bazen akışın debisi düştüğünde bir soruyla yatağını değiştirip tekrar sahnede konukla, okuru baş başa bırakıyor.

yazı biterken henüz içeriğe gelmediğimi fark etmişsinizdir. isim şehir film roman’ın muhtevası aslında ercan kesal müptelaları için sürpriz barındırmıyor. kitaplardan, sinemadan, memleketten, çocukluktan anekdotlar, alıntılar sohbetin çerçevesini çiziyor. lakin başta da belirttiğim gibi kitabı değerini yükselten söylenenden ziyade ifadenin sahiciliği ve vicdan imbiğinden süzülüp gelişi...


#ercankesal #i̇simşehirfilmroman #yenalbilgici #kitap #söyleşi #kitapgram #kitapönerisi #kronikkitap #bookstagram #book #okudumbitti #kitaptavsiyesi

efendim, toprağından tarih fışkıran mümtaz memleketimde devam eden on iki tepe kazılarında, geçtiğimiz günlerde leğen benzeri bir nesne bulu...