19 Kasım 2024 Salı


yirmi birinci yüzyıla girerken kaybolan hayli meslek var. sanayi devrimi binlerce yıllık mazisi olan epeyce zanaat ve sanatı bu dünyada hiç var olmamışçasına unutturdu bizlere. peki sadece meslekler mi nasibini aldı bu kıyımdan? ya meziyetler… yirminci yüzyılda son demini yaşayan, nefesi bu çağı görmeye yetmeyen meziyetlerin sayısı az mı?

her biri ayrı bir yazı konusu olabilecek yitik erdemleri tek tek saymak beyhude bir çaba olur. lakin tutku için ayrı bir parantez açmaya değer. sevginin iptilaya dönüşmüş bu hali, naylon çağımıza uzaktan burun kıvırıp ait olduğu geçmişte kalmayı yeğledi. hoş, tutku istese dahi, dikkat süresinin dakikalarla ölçüldüğü, paraya dönüşme ihtimali olmayan her uğraşının küçümsendiği bu yüzyılda ona yer yoktu…

buraya kadar okuduysanız içinizden, “amma iç kararttın yahu bu çağda hiç mi mefkuresine aşkla bağlı insan yok?” diye soruyorsunuzdur muhtemelen. elbette var. başka türlü yığınlarla kahramanları nasıl ayırabilirdik. işte o kahramanlardan birini tanıma şansına eriştim. sibirya’dan nevada’ya koca acunda her taşta türkün izini süren bir tutku timsali: servet somuncuoğlu ağabey…

ne yazık ki, o koca yürek tanışmamızın üzerinden çok geçmeden, bir kriz ile durdu. servet ağabey, geride en az izini sürmeye ömrünü adadığı bengü taşlar misali kıymetli eserler bırakarak henüz kırk dokuz yaşında bu dünyadan çadırını derdi. biz onu belgeselleri ve araştırma eserleriyle bildik ancak elbette böyle coşkun bir ırmaktan taşanlar sadece onlar değildi.

nitekim evladı burak sencer beğ, servet ağabey’in evrak-ı metrukesinden hazine değerindeki hikayelerini, denemelerini ve günlüklerini bir araya getirerek kitaplaştırmış. eserde, dört başı tekmil yazılar da yarım kalmış çalışmalar da var. ancak bu durum benim nazarımda seçkiyi daha değerli hale getirmiş. eksik yazılar, bitmemiş cümleler, servet abinin tutku ile koşarken yorulduğunu fark etmeyen ama nefes nefese kalmış halini hissettirdi.


#servetsomuncuoğlu #taştakitürkler #hikayeler #kitap #kitapönerisi #kitapkurdu #kitaptavsiyesi #book #bookstagram #kütüphane #okudumbitti #buraksencersomuncuoğlu #matbuatyayıngrubu

18 Kasım 2024 Pazartesi


şair, senarist, gazeteci, romancı, mizah yazarı, mütefekkir... 

tüm bu kimliklerin hakkını ayrı ayrı veren yiğit bir insandı ömer lütfi mete beyefendi... 

şairliğini ben -belki de ikisini de çok sevdiğim için- atsız beğ’e benzetirim. bu kadar iyi şair olup, çok az şiir yazması; hamasetle, aşkı ayırmadan konu edinmesi onu değerli kıldı. 

yine atsız beğ gibi, bu topraklarda binlerce çocuğun isim babası oldu. ‘gülce’yi beyinlerimize nakşedip, çocuklarımıza ad verdirten odur. 

merhumun on iki eylül faşizminin alçaklığına karşı, yiğitçe bir duruş olarak yazdığı ‘çığlığın ardı çığlık romanı’ cuntanın yüzüne mertçe vurulmuş bir tokattı… 

allahsız müslümanlık kitabı ise, hallacı mansur misali, “sizin taptığınız benim ayaklarımın altındadır” tepkisiydi...

ismail güneş tarafından çekilen ve cüneyt arkın’ın başrolde oynadığı gülün bittiği yer de ömer lütfi bey’in eseridir. aynı isimli şiiri haluk levent tarafından bestelenmiş ve filmin müziği olmuştur.

senaristliği hakkında son sözü türk milleti söylemişti zaten.

deli yürek, kurtlar vadisi, ekmek teknesi, eşref saati ve daha nice efsane yapıt onun zekasının ürünüydü…

ömer lütfi beyefendi yüreğiyle, beyni yarış içinde bir insandı.

kültür ve sanatın bu topraklara mayasını çalan milliyetçi düşüncenin, bu mahfillerden vuruşmadan dahi çekildiği bir dönemde gelip, kaleminin hakkıyla yitik malımızı arayan bir serdengeçtiydi...

bugün eksikliğini çok fazla çektiğimiz, bağımsız, üretken, güncel politiğe göre değil doğru bildiğine göre tavır alan bir milliyetçi aydındı…

üniversite yıllarımda yüz yüze tanışıp, cahil cesaretimle telefon numarasını istedikten sonra hiç yakasından düşmedim. hastalığının ilerlediği zamanlarda dahi aramayı sürdürdüm, hane halkından kim cevaplarsa sağlık durumunu sorar kapatırdım. ta ki hak vaki olana dek...

milliyetçi - mukaddesatçı camia için yeri doldurulamaz bir beyin olan ömer lütfi mete beyefendi sadece elli dokuz yıllık yaşantısına sığdırdığı entelektüel birikimiyle dünya durdukça hatırlanacak.

vefatının üzerinden on beş yıl geçmiş; ruhu şad, mekanı cennet olsun. tanrı türk’ü korusun…


#ömerlütfimete

16 Kasım 2024 Cumartesi


 bahattin amcaya ve tüm yorgun savaşçılara veda…


yetmiş sekizliler, henüz bıyıkları terlememişken kendilerini kavgada buldular.


karşılarında iki seçenek vardı. ya kolay olanı seçip hayatlarına devam edecek ya da bering boğazından, baltık denize yayılan kızıl emperyalizme karşı canlarıyla bir set öreceklerdi…


onlar zoru seçti…


ellerine silah almak zorunda kaldıklarında henüz bir kadın eli tutmamışlardı.


silahlı mücadele verdiler. vurdular, vuruldular ama anlaşılamadılar.


onları ne çağdaşı, etliye sütlüye dokunmayanlar anladı ne de kızıl yayılmacılığın mümessilliğini yapanlar…


lakin o geniş paçalı pantolon, geniş yakalı gömlek giyen sarkık bıyıklı çocuklar, türkün beş bin yıllık dirlik kavgasının ruhunu taşıyordu.


bir savaş verdiler ve kazandılar…


sovyet emperyalizmine dur dediler. koca bir devleti dağıttılar, soydaşlarını on yıl içinde bağımsız kıldılar…

büyük kavgayı kazandılar ama hayat kavgasını kaybettiler…


bir gün savaş bitti ve eve döndüler…


işte o zaman bilmedikleri bir dünya ile karşılaştılar.


yaşıtlarının hayatın meyvelerini topladığı çağda bir kez daha mücadeleye giriştiler.


gel gör ki çok geç kalmışlardı. vatanı kurtatırken, hayatı ıskalamışlardı…


daha acısı kimse anlamadı onları…


anlayamazdı da…


onları anlamak için; en yakın arkadaşlarının tabutuna omuz vermiş olmak lazımdı. işkence tezgahlarında erkekliğini, mahpus damlarında gençliğini bırakmış olmalıydı insan.


saçları siyahken hiç sevişmemişse insan ancak anlayabilirdi onları…


ucundan kıyısından tutundular hayata. verdikleri mücadelenin lafını etmekten imtina ettiler. 

hoş söyleseler de kıymetiharbiyesi yoktu. çatık kaşlı, sert duruşlu, eğilmek bükülmek bilmeyen garip adamları seven olmadı…


kayıplarının acısı ile anlaşılmamanın hüznünün birlikte sindiği bakışlarıyla sosyal medya hesaplarımıza fotoğrafları düşüyorlar şimdi gün aşırı. 


birkaç vefalı dost, bir-iki satırla veda ediyor onlara…


ve yorgun savaşçılar nasıl geldilerse öyle gidiyorlar; sessizce…


#bahattinağaç

13 Kasım 2024 Çarşamba

murat menteş, tekmelik takmadan efsane milan defansının karşısına çıkan bir forvet gibi cesur. bunu art arda on maçta deneyecek kadar da inatçı. henüz otuz bir yaşında büyük bir şöhrete ve okuyucu kitlesine kavuşan yazar istese aynı minvalde eserler verip klavyeden çok para sayma makinesinin başında vakit geçirebilirdi. lakin menteş elli yaşına adım attığı iki bin yirmi dört yılında bile denemeyi, aramayı sürdürüyor.

üslupta kendi icadı olan menteş sisteminden, seci usulüne, biyografik romandan müteveffalarla röportaj serisine birbirinden çılgın işlere imza atan müellif, biçemde de üç boyutlu kapaktan, kendi emeği olan kolajlara, o çılgın murat menteş karakterlerini bile kıskandıracak bir izleği takip ediyor. nitekim kendisi de bunun farkına varmış olmalı ki son romanına ana karakter olarak yazar murat menteş’i seçmiş. elbette afili filintalar okulunun diğer başarılı öğrencileriyle birlikte…

murat menteş, alper canıgüz ve emrah serbes’in başrolde olduğu ucuz romancılar kitabı yıldızlar geçidi gibi. pek çok ünlü isim romanda konuk karakter olarak arzı endam ediyor. roman bu yanıyla menteş’in ellinci yaşında sevdiklerine bir hatıra kitap niteliğinde olmuş. ucuz romancılar, şüphesiz sadece romanda adı geçenler için değil menteşperverler için de tatlı bir sürpriz…

içeriğe gelecek olursak okurları yine looney tunes tadında; alabildiğine çılgın, dehşetengiz heyecanlı, fazlasıyla muzip, fevkalade şaşırtıcı bir serüven bekliyor. gerçek hayattan aşina olduğumuz karakterlerin, kurgu için bile aşina olmadığımız gerçeküstü maceraları murat menteş’in kendine has üslubuyla ucuz romancıların iki kapağı arasına sıkıştırılmış.

işbu bu adrenalin sağanağının yanında murat menteş yüreklere dokunmayı da başarıyor. vahşi kapitalizmin hemen tüm dünyada hükümferma olmasından mütevellit hem küresel hem de lokal olarak giderek iç yakıcı bir hal alan yoksulluk, bütün o koşuşturmacanın içinde okuyucuyu rahatsız edecek biçimde sık sık romanda baş gösteriyor. menteş belli ki içinde yer etmiş bu derdi, anlatısına halel getirmeden okuyucuyla paylaşmış.

#ucuzromancılar #muratmenteş #kitap #bookstagram #kitapönerisi #kitapkurdu #okudumbitti #alpercanıgüz #afilifilintalar

10 Kasım 2024 Pazar


müdanasız… on kasım bin dokuz yüz seksen üçte hayata veda eden, osman yüksel serdengeçti’yi bundan daha güzel anlatan bir kelime olamaz. kimseye eyvallah etmeden yaşanmış bir ömrü başka hangi sözcük böyle güzel karşılar. tanıyanların her daim sitayişle andığı kara osman, minnetsiz bir ömrü kırk bir yıl önce bugün tamamladı.

o, bu toprakların gördüğü en nevi şahsına münhasır insanlardan biriydi. unvanlarının sadece bir kısmıyla anacak olsak: yazar, şair, hatip, fikir adamı, yayıncı, politikacı, gazeteci, polemikçi, hiciv ustası, mebus, mahpus, mizah yazarı, türkçü, ülkücü, atsız beğ ve başbuğ alparslan türkeş’in yol arkadaşı, necip fazıl’ın dostu, süleyman demirel’in başının belası…

osman yüksel serdengeçti iflah olmaz hürriyetçiliğinden mütevellit hiçbir zaman sürüden biri olmadı.  hak bildiğini kimi zaman ateşli bir konuşma ile kimi zaman mizahla haykırdı. kimsenin önünde el pençe divan durmadı. milletin sinesinde deli osman olmayı her daim dalkavukların dilinde osman bey olmaya tercih etti. yaşamını rahat yüzü görmeden dava ve kavga ile geçirdi.

idealizmin artık sadece sözlüklerde geçen bir kelime olduğu bu bozuk çağda, idealizmin etten kemikten hali osman yüksel serdengeçti’yi anlatmak gerçekten zor. en iyisi mi sözü ona bırakmak.

baştanbaşa heyecanım/ yanar alev alev kanım/ semalarda var vatanım/ dağlar gibi dağlar gibi!../ gerçek çıkar rüyalarım/ hudutsuzdur hulyalarım/ var koskoca dünyalarım/ dağlar gibi dağlar gibi!../ hâmisiyim ben ayların/ bozkurduyum altayların/ vardır altın saraylarım/ dağlar gibi dağlar gibi!../ şahlanan at gibi ülküm/ gönül zenginliği mülküm/ viyana’yı saran türk’üm/ dağlar gibi dağlar gibi!../ karaosman der, yerim hisar/ bana dönen toplar susar!/ bağrım volkan lâvlar kusar/ dağlar gibi dağlar gibi!..”

#osmanyükselserdengeçti #serdengeçti #delirüzgar

7 Kasım 2024 Perşembe


dünyada da böyle midir bilmiyorum ama devletlerin çöküş zamanlarında bir yanda bürokraside kaht-ı rical açık biçimde hissedilirken bir yanda entelektüel hayatta çok güçlü insanlar ortaya çıkıyor. türk tarihinin en fedakar ve donanımlı münevver topluluğunun osmanlı’nın yıkılış dönemine denk geldiğini söylemek mübalağa olmayacaktır.

osmanlı’nın gurubunda başlayıp cumhuriyetin doğuşuyla devam eden bu idealist türk entelijansiyasının seksen ihtilaline kadar hüküm sürdüğünü sonra da “zor zamanlar güçlü insanlar yaratır. güçlü insanlar iyi zamanlar getirir. iyi zamanlar zayıf insanlar yaratır” önermesini haklı çıkarır biçimde o velut iklimin yerini bir fikri çölleşmeye bıraktığını söylemek haksızlık olmaz sanırım.

işte sergüzeşti, imparatorluktan, ulus devlete uzanan o aydınlar içinde şüphesiz ayverdiler’e ayrı bir bahis açmak lazım. türk kültür hayatına kubbealtı okulunu kazandıran bu müstesna aile, tasavvuf ile moderniteyi bir potada eritip, türklük bilinciyle harman ettikleri dünya görüşleri ve mütevazı olmakla birlikte asil yaşam tarzlarıyla günümüzde emsaline denk gelemeyeceğimiz bir kolu temsil ediyor.

sadece kubbealtı lugatından ötürü bile her türkün minnetle anması gerektiğini düşündüğüm ayverdi ailesini, o ailenin içinden birinden, torun sinan uluant’tan okumak çok büyük şans. çünkü eser, bir yanda fikri varlıklarıyla saygı uyandıran ayverdilerin, bir yanda aile içi ilişkileriyle de nasıl örnek teşkil ettiklerini gözlemleme şansı veriyor.

ayverdiler kitabı, iyi atlara binip giden iyi insanların özlemini çekenlere, naylon çağdan bıkmışlara ilaç gibi gelecek. yazıyı, samiha ayverdi hanım’ın ailesine yazdığı ama aslında konformizm ve gösteriş bataklığında her geçen gün dibe çökmekte olan çağımız insanına açık bir çağrı olan kitaptaki “zengin kimdir?” isimli notla bitireyim.

“şu gökkube altının ebedi geçer akçesi olan iman, ihlas, doğruluk, cömertlik, hasbilik, feragat, fedakarlık, güzel ahlak, vatan aşkı, hikmet ve irfan gibi ulvi mayalayıp etraflarına taşıranlar yeryüzünün gerçek zenginleridir...”


#ayverdiler #samihaayverdi #ilhanayverdi #ekremhakkıayverdi #sinanuluant #kitap #bookstagram

efendim, toprağından tarih fışkıran mümtaz memleketimde devam eden on iki tepe kazılarında, geçtiğimiz günlerde leğen benzeri bir nesne bulu...