30 Temmuz 2023 Pazar


 “sirkeci'den tren gider, / evim, barkım viran gider, / biz hep atla geçtik tuna'dan, / böyle geçmedik avrat, uşak, / biz hiç böyle geçmedik, / tuna bizden utanır, biz tuna'dan, / aldırma be tuna'm, /yiğit çıplak doğar anadan”

şair ali akbaş, doksan üç yılında ocak yayınları’ndan çıkan masal çağı ismi eserinde, altmış bir yılında başlayan ve hala devam eden büyük göçü böyle anlatmış.

sirkeci istasyonundaki on birinci peron anadolu’nun kavruk delikanlıları, başı yazmalı kadınları için yıllarca, king’s cross istasyonu’ndaki dokuz üç çeyrek peronu gibi bilinmeyen bir dünyaya açılan kapı olmuş…

her yolculuk bir hikayenin başlangıcıdır. lakin anlatılmamış hikayeler kahramanıyla birlikte tarihin tozlu sayfalarının arasında kaybolmaya mahkumdur. o yaşanmışlıkların makus kaderini ancak bir başka kahraman değiştirebilir o da elinde kalemiyle bir yazardan başkası değildir.

işte, sosyal medyada diasporatürk mahlasıyla, avrupa türklerinin öykülerinin peşine düşen gökhan duman, on birinci peron isimli yapıtında onlarca hikayeyi bir araya getirip, ölümsüzleştirmiş.

eseri kategorize etmek biraz güç. önceleri köln’deki ford fabrikasında çalışan, sonra arzuhalciliğe soyunan ibrahim ve ailesi etrafındaki anlatı bu yönüyle bir romanı andırıyor ama dönemin basın yayın organlarından yapılan alıntılar eseri bir belgesel havasına büründürüyor. duman aynı zamanda görsel açıdan da eserini zenginleştirmiş. öyle yüreğe dokunan resimler var ki bu kitaba bir albüm demek de pekala mümkün. belki de en doğrusu on birinci peronu bir dönem belgeseli kabul etmek.

bugün ekonomik ve politik sebeplerle gitgide nefret objesi haline getirilmek istenen gurbetçileri ya da bana göre daha doğru tabir olan avrupa türklerini anlamak, onların geçtiği yolları, yaşadığı acıları bilmek empati yapmak adına çok önemli…

zaten gökhan duman da yalın gerçekliği bir ayna gibi okuyucunun yüzüne tutmuş. her okur, bu aynada kendini kimi zaman solingen’de alevler arasında, kimi zaman ford fabrikası direnişinde görecek. konuk işçi olarak çağrıldığı topraklardan “türkenraus” sloganları eşliğinde kesin dönüş yapanlara da, o topraklarda kendine yer açanlara tanıklık edecek…


#gökhanduman #onbirinciperon #gurbetçi

22 Temmuz 2023 Cumartesi


blurlu sevda…

efendim yavuz ağıralioğlu bey’in son açıklamasını okudum. türkiye’de milliyetçi muhafazakar bir parti ihtiyacı olduğunu ve yakın zamanda yeni bir parti kuracağını söylemiş. son seçimde mhp, bbp, iyip, zafer ve myp ülkücü seçmene hitap etmiş ve her dört oydan biri bu beş partiye gitmişti. seçime girme yeterliliği olmayan da mtp gibi birkaç ülkücü kökenli parti de hali hazırda mevcudiyetini sürdürüyor. hal böyle oluca, ülkücülük hep böyle revaçta mıydı diye sordum kendime ve aklıma doksan iki yılı geldi…

hüseyin abiciğim, on sekiz yaşında filinta gibi bir delikanlı. hem basketbol hem judo kariyerini birlikte sürdürüyor. gerçi sepet topuna pek ilgisi yok ama boyu posu yerinde olunca arkadaş hatırına parkeye çıkıyor. esas sevdası ise judoya. eh, judo da ona karşı boş değil. hal böyle olunca kahverengi kuşağı beline bağlaması uzun sürmüyor ve judoya artık öğretici olarak devam ediyor.

neyse yine doksan iki yılının genel ahvaline dönelim. ülkücüleri temsilen, cuntanın kapattığı mhp'yi ikame amaçlı kurulmuş mçp var. lakin mçp'liler, herkesin anap, dyp gibi 'uslu' partilere kümelendiği bir dönemde, hala 'akıllanmamış' bir azınlıktan bir ibaret. urfa’da o fikre saplanıp kalan bir avuç şahsın arasında en ateşlilerden biri de yaşı itibariyle hüseyin abiciğim. o da legal zeminde kendini ifade imkanı bulamayan ülkücü dünya görüşü için önüne gelen pası kaçırmıyor.

şehrin çiçeği burnunda yerel televizyonu, judo kursuna röportaj için gelecek. abim haberini alır almaz, ablama türlü şirinlikler yaparak, judogisinin üstüne bir bozkurt işlemesi için ikna ediyor. röportaj günü abim sırt kısmını kaplayan bir bozkurt işlemesiyle judogisini sırtına geçiriyor. röportajlar yapılıyor, detay görüntüler alınıyor. akşama başta bizim aile olmak üzere eş dost herkes ekran başında. abimin korsan eyleminin sonuçlarını bekliyoruz.

fakat, o da ne? televizyon ekibi, abimin sırtındaki bozkurt her göründüğünde, üzerine bluru, yani bulanıklaştırma efektini koyuvermiş. iki dakikalık haberin yarısı, cine-beş’in şifreli yayını tadında geçiyor. bizdeki hayal kırıklığı ablamın “neyse en azından gözüne siyah bant çekmemişler” demesiyle yerini kahkahalara bırakıyor…

18 Temmuz 2023 Salı

 


ferenc molnar on iki ocak, bin sekiz yüz yetmiş sekiz yılında budapeşte’de doğdu. ondan yirmi dokuz yıl sonra bir başka türk ili istanbul’da, yine on iki ocak günü hüseyin nihal atsız dünyaya geldi. molnar, yirmi yaşında orduda savaş muhabirliği yaptı. atsız, yirmi yaşında ordudan atıldı…

molnar, pal sokağı çocukları’nı kaleme alır ve çocuk kitabı olarak yazılan eser, nesiller boyunca yediden yetmiş yediye herkesin beğeniyle okuduğu bir kitap olarak ölümsüzleşir. atsız bozkurtların ölümü’nü ateş çocuk mecmuasında tefrika eder ve eser nesiller boyunca yediden yetmiş yediye herkesin beğeniyle okuduğu bir kitap olarak ölümsüzleşir.

molnar sembolist bir anlatımı benimser, macar çocukları’na yiğitlik, yurtseverlik, militarizm, silah arkadaşlığı, fedakarlık, şehitlik.. vb. benzeri kavramları iki çocuk grubunun bir arsa için yaptığı kavga üzerinden yüceltir. atsız, sembolist anlatımla, tarihsel gerçekliği olan kürşad ihtilali üzerinden yiğitlik, türkçülük, militarizm, silah arkadaşlığı, fedakarlık, şehitlik.. vb. benzeri kavramları yüceltir.

molnar ile atsız bazen de ters yöntemler kullanır. kürşad, acı kuvveti, liderliği, zekası, gürbüz vücuduyla -atsız’ın deyimiyle yarı tanrı misali- tam bir kahraman profilidir. nemesçek ise kırılgan yapısı, fiziksel dezavantajları, nahifliği ile grubun en zayıf halkası olarak tam bir antikahramandır. ancak hal böyleyken, atsız’ın kahramanlık şiiri hem nemesçek’e hem kürşad’a ne güzel uyar…

nemesçek’in ölümü okuyucunun içinde kapanmayacak bir yara açar. kürşad’ın kaybı bugün hala okurların kabul etmekte zorlandığı bir sondur. nemesçek ölse de yenilmemiştir, bilakis onun uğruna can verdiği arsa, arkadaşlarına yurt olmuştur. kürşad’ın cansız bedeni de budununa yolbaşçı olup, hürriyete ulaştırmıştır.

ruhları buluşmuş mudur bilmem ama bir araya geldiyseler, molnar bu kadar tesadüfün yanında atsız’ın kardeş kahraman macarlar diye bir şiiri olduğunu öğrenip büsbütün şaşırmıştır mutlaka…

#atsız #ferencmolnár #palsokağıçocukları #bozkurtlarınölümü #hungary #magyar #paulstreetboys #apalutcaifiuk

8 Temmuz 2023 Cumartesi


mfö değil, türkiye ö’sünü kaybetti. kemal sunal ile k’sini nasıl yitirdiyse ülke, barış manço ile b’sine nasıl veda ettiyse, özkan uğur ile ö’müz öyle gitti…

sahici çağların sahici yapıtlar ortaya koymuş tüm sanatçıları gibi özkan uğur da maşeri bellekte yer sahibiydi. bugün toplumsal hayatta asla bir araya gelmeyecek nice insanın hissettiği boşluğa karşılık gelen müstesna bir yer…

özkan uğur sadece bir sanatçı değildi. benim akranlarım için biraz tetris biraz vhs kasetti. bazen ilk aşkı hatırlatan bir parça, bazen göçmüş bir yakın… kısaca nice hatıramızda fon müziğiydi. 

yetmişlerde çocuk olanlar içinse ispanyol paça pantolon, geniş yakalı gömleklerdi. hakeza seksenler, iki binler ve iki bin onlar. belki de yüzünden eksik olmayan o tebessüm, üç nesle şarkılarını ezberletme bahtiyarlığındandır…

bundandır ki özkan uğur’a üzülürken biraz da kendimize yanacağız. geçen yıllarımıza, anılarımıza, kaybettiklerimize… 

aslında belki daha çok kendimize zira o kubbede hoş sadâ bırakıp gitti…


#mfö #özkanuğur #mazi 

7 Temmuz 2023 Cuma

bugün müsaadenizle teoman’ı öveceğim. evet, bildiğiniz rock yıldızı teoman yakupoğlu’nu. çeyrek asırdan fazla süredir usanmadan dinlediğim teoman, türkiye’nin bob dylan’ıdır. bugüne kadar nobel almamış olması manzum eserlerin çevirisinin hiçbir zaman anadildeki etkisini göstermemesine, oskarsız kalmış olmasını ise bütünüyle sinemadaki yeteneksizliğine borçludur.

“öveceğim dedin, şimdi de adama yeteneksiz diyorsun bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu”cular linçlemeye başlayadursun, teoman tüm dahi insanlar gibi sahip olduğu sarkazm sebebiyle bu satırları kahkahalar atarak okurdu bana göre…
 
yaptığı işten haz alması, bu haz bittiğinde de tak diye bırakması çokça alay konusu olsa da bu meziyeti teoman’nın sanatçı rint meşrepliğinin en belirgin özelliğidir. türkiye’nin en üretken sanatçısı olmasına rağmen, tutkusunu hiçbir zaman ticarete dönüştürmemiş, para pulla hiç işi olmamıştır. bilakis, sırf deneme, öğrenme iptilasıyla gerek sinemada gerekse de keyfi yaptığı parçalarda para da kaybetmiştir.
 
belki neşet ertaş kadar anadolu kokmuyordur yahut barış manço gibi yediden yetmişe hüsnükabul görmemiştir ama teoman hemen herkesin bir dönem mutlaka uğradığı bir durak ve birkaç neslin mazisindeki hatıralarında fon müziği olmuştur.
 
türkiye’de aynı şarkının beş-altı farklı versiyonunu çıkarabilme cesaretini gösteren ikinci bir isim yoktur. teoman sanatı sanat için olmasa kendi keyfi için yapıp, popüler olmayı başaran, piyasa kurallarını hiçe sayan bir anti kahramandır.
 
hem politik hem erotizm yüklü, hem romantik hem öfkeli şarkılar yazıp bunları kitlelere ezberletebilen teoman, aynı parçada erdal eren ile zekeriya önge’yi birlikte anan bunu da tribünlere oynamak için değil, vicdanındaki sesi dinleyerek yapan bir modern çağ ozanıdır.
 
“lan bi saattir ergenlerin dinlediği büyümeyen ergen teoman’ı mı övüyorsun?” diyecek dostlara tavsiyem, nev’i şahsına münhasır rockstar’ımızın diskografisine önyargılarını bir kenara koyup tekrar bakması ve otobiyografisi ‘fasa fiso’yu okumasıdır.
 

2 Temmuz 2023 Pazar


ateşli bir hastalığın pençesindeyken görülen bir kabus gibi, depresyonun dibine doğru giderken muhayyileden doğan bir sanrıymışçasına insanı sarsan bir roman ‘sin’…

öykülerini çok beğendiğim türker ayyıldız’ın ilk romanı sin, zor bir metin. eser novella hacminde olmasına rağmen okuyucu için öyle bir solukta okunup bitecek kitaplar klasmanında değil.

yukarıda yazdıklarım hemen sizi aldatmasın. eserin kendini okuyucuya bir çırpıda açmayışı, metnin kötülüğünden değil bilakis hikayenin zaman ve mekan açısından katmanlı yapısı, zaman zaman büyülü gerçekliğe varan dili, son sayfalara kadar çözülmeyen olay örgüsü sebebiyle sıkı bir roman oluşundan.

ayyıldız, hemen hepimizin içinde ucundan kulağından yaralar açmış, taşra boğuculuğu, sorunlu akraba ilişkileri, zor coğrafyalarda hayatta kalmak, maziye dair kapanmamış hesaplar… vb konuları üçüncü sınıf otellerin çıplak duvarlarına yansıyan sarı ampul ışıkları çarpıcılığında metnine aktarmayı başarmış.

çok sürmeden beyaz perdeye aktarılacağını düşündüğüm bu özel romanı siz en iyisi mi fazla vakit geçirmeden alıp okuyun efendim…

#sin #türkerayyıldız #roman #kitap #taşra #bookstagram #kitapönerisi

efendim, toprağından tarih fışkıran mümtaz memleketimde devam eden on iki tepe kazılarında, geçtiğimiz günlerde leğen benzeri bir nesne bulu...