kitap, küçük harf, spor, türkü ve türk'e dair ne varsa sever. ülkü asya ve ali timur'un babası, urfalı
25 Haziran 2023 Pazar
9 Haziran 2023 Cuma
sarı sarı…
başlığa bakıp mahsun kırmızıgül’ün klibinde birbirinden ilginç figürlerle dans ettiği o meşhur şarkısına atıfta bulunacağımı düşünmeyin hemen. bu sarı, lütfiye ablamın kırmızı çizgisi olan sarı. evet, o sarı olmasa bugün ben de kadıköy ya da cihangir dolaylarında mor saçlarıyla dolaşan vegan bir feminist kadar hümanist olabilirdim ama gelin görün ki ablam renklere yüklediği anlamla, hayat çizgimin ernest renan’ın milliyetçiliğine dahi uğramadan direkt benito musolline’ye doğru yol almasına sebep oldu. gerçi bu örnek yerinde olmadı zira ablam musollini taraftarlarının kara gömleklerini görse kesin burun kıvırırdı.
zira ablam iflah olmaz bir sarı aşığıdır. ailedeki sarı saçlı çocuklar haylazlığıyla evin altını üstüne getirse görmezden gelir lakin şöyle hafif esmer tenli bir çocuk annesinin dizinin dibinden ayrılmaya görsün basardı azarı. sarışınlık ablam için masumiyet karinesinin öteki adıdır. sadece çocukların saçlarında değil, elbiselerinde sarıya tutkundur. hele ki altın sarısı gördü mü, asla dayanamaz. hani ablama kalsa, piyasada hasan mezarcı’ya tek bir pelerin yapacak kadar bile altın sarısı kumaş bırakmaz, hepsini eve istiflerdi.
işte bu saiklerle, ablam bana yıllarca yusuf demedi. “peki ne dedi, mahmut mu?” diye soracak olursanız, yazıyı buraya kadar dikkatli okumamışsınız demektir. ablam elbette bana adımla değil, ‘sarı’ diye seslendi ve bazen de ‘altın’… demem o ki evde sadece ablam olsa bugün adımı mehmet yusuf değil de altın sarı diye biliyor olurdum. sarı elbette sadece benim adım değildi. ‘sarı’ lakabı, kraliyet unvanıymışçasına ablamın uygun gördüğü az sayıda çocuğun taşıdığı bir ayrıcalıktı.
bu sarı yılların etkisiyle ilk kez litvanya’yı gördüğümde, ablam için thomas moore’un ütopyasına gelmişim gibi hissettim. şüphesiz ablam kusursuz bir ülke hayal etse, hükümranlığı altındaki yurtta her ferdin saçları mısır püskülü misalı sarı olurdu. ülkeye milli marş mı? ee onu başta söylemiştim zaten: mahsun kırmızıgül’den, “sarrrııı sarrrııııı…”
4 Haziran 2023 Pazar
bahçelievler ilkokuluna doğru grup halinde yürüyoruz. ben bir yandan gözlerimi ovalayıp, uykumu açmaya çalışıyor bir yandan da uykusuzluğuma sebep galatasaray’ın önceki gece oynadığı şampiyonlar ligi maçını arkadaşlara anlatıyorum…
bir anda grupta bir hareketlenme oluyor ve her bir arkadaşım farklı yöne koşmaya başlıyor. ussain bolt’u kıskandıracak performansla dört bir yana uzaklaşan çocukların haykırdığı kelimeler sağım, solum, önüm, arkamdan kulaklarıma doluyor: deli saooooo…
başımı kaldırınca saadet abla ile göz göze geliyorum ve ben de koşmaya başlıyorum. ama benim rotam arkadaşlarımın aksi yönde saadet ablaya doğru… yanına gidince başımı okşuyor. “he’riye evde mi” diye soruyor. cevabıma eşlik eden gülümsememe kocaman ağzını hafif sağa bükerek karşılık veriyor ve bizim eve doğru dev adımlarıyla uzaklaşıyor.
arkadaşlarım saklandıkları yerden izledikleri bu manzaranın şaşkınlığıyla bir süre mütereddit bekliyor... nihayet tekrar toplandığımızda ise anlattığım maça ilgilerini kaybetmiş biçimde sadece “deli sao” dedikleri annemin halasının kızı saadet abla ile ilgili sorular soruyorlar.
“hayır” diyorum, “hiç çocuk yemedi” “saçmalamayın, tabii ki saadet abla bize gelecek, o akrabamız” ve daha pek çok soruyu savuşturup, galatasaray’a dönmek istiyorum. ancak okulun kapısını gören, arkadaşlar koşup sıraya geçiyor. nasıl olsa ilerde spor haberlerini istemeseler de benden dinleyecekleri içime doğduğundan mı bilmem çok gocunmadan ben de sırada yerimi alıyorum.
saadet abla kendini normal gören nice hastalıklı tipin tacizleri olmasa gayet iyi bir insandı. ağzından bir sigarası bir de o empati yoksunu eşhasa ettiği birbirinden yaratıcı küfürler eksik olmazdı. türlü kurnazlıklara aklı basmadığı ve çocuk ruhunu her daim koruduğu için normal denilen çemberin dışında kalmış ve deli denmişti…
oysa ki ben onun düğünlerdeki hüzünle karışık mutluluğunu görmüş, ağlarken kocaman damlalar halinde dökülen gözyaşlarına, yanağımdaki minik damlalarla eşlik etmiştim. saadet abladan iki şey öğrendim. öteki damgasını vurulmuşa karşı "normal" olmanın utancını ve sigara kokulu, sertleşmiş ellerin bir başı okşarken ne kadar sahici olabileceğini…
#urfa #hatıra #çocukluk #doksanlar
efendim, toprağından tarih fışkıran mümtaz memleketimde devam eden on iki tepe kazılarında, geçtiğimiz günlerde leğen benzeri bir nesne bulu...

-
annemi yedi yıl önce bugün, son kez gördüm, arkasında pek çok gizem bırakarak yumdu gözlerini. yedi yıl geçmesine rağmen çözemedim pek çok...
-
dayım henüz beşikteyken anasını kaybetmiş. hayata onu koruyup kollayacak biri olmadan başlamış yani. tırnaklarıyla kazıyarak denir ya hani, ...
-
insan ömrü çok kısa. her mükemmel kitabı bitirirken bunun ayırdına daha iyi varıyorum. başımı kaldırmadan okusam dahi harikulade kitapların ...