25 Haziran 2023 Pazar

 


kumsal, yakamoz, ıstakoz gibi yanmış bir vücut; belki ilk aşk, ilk öpücük… 

üç tarafı denizlerle çevrili yurdumun, suya hasret dördüncü tarafında doğduysanız, üstte saydıklarıma ancak elinizdeki karpuz dilimini sıyırırken izlediğiniz dizide rast gelebilirdiniz. 

hemen daraltmayın içinizi. bu pazar yazısı, kemal tuğcu romanı tadında olmayacak. sadece birlikte doksanların urfa’sında bir yaz geçirelim istedim…

bir kere urfa yazlarında ben modayı çok yakından takip ederdim. o yazın trend rengi ve kumaş cinsi neyse annemin dikip boynuma astığı elifba çantası da öyle olurdu. kimi zaman cengeri yeşili saten, kimi zaman çingene pembesi keten… konu komşuya diktiği elbiselerin artanlarıyla dikilen boyun askılı çanta, yaz günleri şıklığıma şıklık katardı.

eğlence deseniz, yaz boyunca bitmeyen düğün furyası sayesinde non-stop parti kavramıyla ta o zaman tanışmışımdır. öyle ki komşu çocuğunun sünnet düğününde üzerine tirit suyu döktüğüm pantolonumu yıkamaya fırsat bulamadan ertesi gün halam kızının görümcesinin düğününde halay çekerken bulurdum kendimi…

saç stili konusunda da, en çılgın dönemleri hep o yazlarda yaşadım. uzamış üç numara saçlarıma ablamların oksijenli suyundan çaktırmadan sürdüğümden chp kadın kolları teyzelerini kıskandıracak röflem olurdu her daim. her günün akşamında tere batıp, çıkmış saçlarımı cebimden çıkardım tarakla şöyle bir geriye atar, süksemin keyfini sürerdim.

peki, gastronomi alanındaki uzmanlığım kökenleri? ee o da, çocukluk yazlarımın hatırası. her öğlen dükkanda türkiye’yi kurtaran ciddi abilerin karnını doyurmak benim görevim olduğundan tepsiye envai türlü sebzeyi dizip, fırına götürürdüm. hatta sarımsak kokulu bıçakla, karpuz kestiğim füzyon lezzet denemem babamın tokadıyla son bulmasa bugün belki sosyal medyada et mıncıklıyor olurdum.

başlarken dediğim gibi yazlarımız, deniz kenarında geçmese de tekdüze değildi. öyle ki damlardaki isot torbaları ve salça sinileri bile kentin çocuklarının yazına renk katmak için çabalarmışçasına, şehri kırmızıya boyar anılarımıza fon rengi olurdu…

📷 abdullah elçi

#urfa #şanlıurfa #yaz

9 Haziran 2023 Cuma


sarı sarı…

başlığa bakıp mahsun kırmızıgül’ün klibinde birbirinden ilginç figürlerle dans ettiği o meşhur şarkısına atıfta bulunacağımı düşünmeyin hemen. bu sarı, lütfiye ablamın kırmızı çizgisi olan sarı. evet, o sarı olmasa bugün ben de kadıköy ya da cihangir dolaylarında mor saçlarıyla dolaşan vegan bir feminist kadar hümanist olabilirdim ama gelin görün ki ablam renklere yüklediği anlamla, hayat çizgimin ernest renan’ın milliyetçiliğine dahi uğramadan direkt benito musolline’ye doğru yol almasına sebep oldu. gerçi bu örnek yerinde olmadı zira ablam musollini taraftarlarının kara gömleklerini görse kesin burun kıvırırdı.

zira ablam iflah olmaz bir sarı aşığıdır. ailedeki sarı saçlı çocuklar haylazlığıyla evin altını üstüne getirse görmezden gelir lakin şöyle hafif esmer tenli bir çocuk annesinin dizinin dibinden ayrılmaya görsün basardı azarı. sarışınlık ablam için masumiyet karinesinin öteki adıdır. sadece çocukların saçlarında değil, elbiselerinde sarıya tutkundur. hele ki altın sarısı gördü mü, asla dayanamaz. hani ablama kalsa, piyasada hasan mezarcı’ya tek bir pelerin yapacak kadar bile altın sarısı kumaş bırakmaz, hepsini eve istiflerdi.

işte bu saiklerle, ablam bana yıllarca yusuf demedi. “peki ne dedi, mahmut mu?” diye soracak olursanız, yazıyı buraya kadar dikkatli okumamışsınız demektir. ablam elbette bana adımla değil, ‘sarı’ diye seslendi ve bazen de ‘altın’… demem o ki evde sadece ablam olsa bugün adımı mehmet yusuf değil de altın sarı diye biliyor olurdum. sarı elbette sadece benim adım değildi. ‘sarı’ lakabı, kraliyet unvanıymışçasına ablamın uygun gördüğü az sayıda çocuğun taşıdığı bir ayrıcalıktı.

bu sarı yılların etkisiyle ilk kez litvanya’yı gördüğümde, ablam için thomas moore’un ütopyasına gelmişim gibi hissettim. şüphesiz ablam kusursuz bir ülke hayal etse, hükümranlığı altındaki yurtta her ferdin saçları mısır püskülü misalı sarı olurdu. ülkeye milli marş mı? ee onu başta söylemiştim zaten: mahsun kırmızıgül’den, “sarrrııı sarrrııııı…”

4 Haziran 2023 Pazar



bahçelievler ilkokuluna doğru grup halinde yürüyoruz. ben bir yandan gözlerimi ovalayıp, uykumu açmaya çalışıyor bir yandan da uykusuzluğuma sebep galatasaray’ın önceki gece oynadığı şampiyonlar ligi maçını arkadaşlara anlatıyorum… 

bir anda grupta bir hareketlenme oluyor ve her bir arkadaşım farklı yöne koşmaya başlıyor. ussain bolt’u kıskandıracak performansla dört bir yana uzaklaşan çocukların haykırdığı kelimeler sağım, solum, önüm, arkamdan kulaklarıma doluyor: deli saooooo…

başımı kaldırınca saadet abla ile göz göze geliyorum ve ben de koşmaya başlıyorum. ama benim rotam arkadaşlarımın aksi yönde saadet ablaya doğru… yanına gidince başımı okşuyor. “he’riye evde mi” diye soruyor. cevabıma eşlik eden gülümsememe kocaman ağzını hafif sağa bükerek karşılık veriyor ve bizim eve doğru dev adımlarıyla uzaklaşıyor.

arkadaşlarım saklandıkları yerden izledikleri bu manzaranın şaşkınlığıyla bir süre mütereddit bekliyor... nihayet tekrar toplandığımızda ise anlattığım maça ilgilerini kaybetmiş biçimde sadece “deli sao” dedikleri annemin halasının kızı saadet abla ile ilgili sorular soruyorlar.

“hayır” diyorum, “hiç çocuk yemedi”  “saçmalamayın, tabii ki saadet abla bize gelecek, o akrabamız” ve daha pek çok soruyu savuşturup, galatasaray’a dönmek istiyorum. ancak okulun kapısını gören, arkadaşlar koşup sıraya geçiyor. nasıl olsa ilerde spor haberlerini istemeseler de benden dinleyecekleri içime doğduğundan mı bilmem çok gocunmadan ben de sırada yerimi alıyorum.

saadet abla kendini normal gören nice hastalıklı tipin tacizleri olmasa gayet iyi bir insandı. ağzından bir sigarası bir de o empati yoksunu eşhasa ettiği birbirinden yaratıcı küfürler eksik olmazdı. türlü kurnazlıklara aklı basmadığı ve çocuk ruhunu her daim koruduğu için normal denilen çemberin dışında kalmış ve deli denmişti…

oysa ki ben onun düğünlerdeki hüzünle karışık mutluluğunu görmüş, ağlarken kocaman damlalar halinde dökülen gözyaşlarına, yanağımdaki minik damlalarla eşlik etmiştim. saadet abladan iki şey öğrendim. öteki damgasını vurulmuşa karşı "normal" olmanın utancını ve sigara kokulu, sertleşmiş ellerin bir başı okşarken ne kadar sahici olabileceğini…

#urfa #hatıra #çocukluk #doksanlar

efendim, toprağından tarih fışkıran mümtaz memleketimde devam eden on iki tepe kazılarında, geçtiğimiz günlerde leğen benzeri bir nesne bulu...