21 Mart 2023 Salı


mazide iz bırakmış simaları yakından tanımak için ilk müracaat kaynağı, eğer varsa, bu şahısların kaleme aldığı eserlerdir. hemen ardındansa özyaşam öyküleri ya da başkaları tarafından kaleme alınmış biyografiler geliyor. peki birinci ve ikinci ağızdan aldığımız bu bilgiler yeterli mi? meraklı bir araştırmacının bu soruya cevabı genelde “hayır”dır. zira gerek şahsın kaleme aldığı yazılar, gerekse onunla ilgili yazılanlar bize hiçbir zaman bütünü vermez.


tabiri caizse bu iki kaynaktan elde edeceğimiz veriler bize ancak resmi bir portre sunar. merak öznemizin dört dörtlük bir tahlilini yapmak istiyorsak iki önemli kaynağımız daha vardır: günceler ve mektuplar…


bu iki kaynak, öznemizle olabildiğince sahici bir ortamda başbaşa kalma imkanı vermesinden dolayı önem arz etmektedir. çünkü günceler ve mektuplarda umuma hitap edilmediği için, yazarlar herhangi bir imaj kaygısı vb. baskı olmadan kalem oynatır.işte türkçülük fikrinin arkeologu serkan akgöz’ün, sançar ailesinin evrak-ı metrukesinden bulup gün yüzüne çıkardığı “sançar’dan reşide’ye mektuplar” bu açılardan çok kıymetli bir çalışma…


eserde okuyucuları, oğlu afşın’ı kaybettikten sonra felç geçiren nejdet sançar’ın, tedavisi sırasında evdeşi reşide hanıma yazdığı mektupların tıpkı basım orijinalleri ve latin harflerine aktarılmış halleri bekliyor. dikkatli okuyucular, hem nejdet beğ’in iç dünyasına girme hem satır aralarından  faydalanma şansına sahip olacaktır. eserin takdim yazısını yaşayan bilgelerden ahmet bican ercilasun’un kaleme almış olması da, hacmi küçük, kıymeti büyük kitabı daha da değerli hale getirmiş.


#nejdetsançar #serkanakgöz #türkçülük #türkçü #kitap #bozkurtyayınları #tanrıtürkükorusun #ahmetbicanercilasun #bookstagram #mektuplar #kitapönerisi 

19 Mart 2023 Pazar


instagram’a tek bir selfie yüklerken bile onlarca fotoğraf arasından seçim yapılan, bununla da yetinmeyip o fotoğraf üzerinde dijital filtreler kullanılan bir imaj çağında yaşıyoruz. herkesin alabildiğine merhametli, olabildiğince naif ve bir o kadar duyarlı bir avatarı var sosyal medyada. başarı da böylesine harikulâde profillerin mütemmim cüzü elbette. 

kusursuz fizikler, hatasız insanlar, mükemmel kişilikler için başarı sıradan bir olgu. peki ya başarısızlık? gazapizmin “kazan kazan yok, kaybedecek birimiz kaçarı yok” şeklinde özetlediği bu yarış düzeninde hep başarı öyküleriyle muhatap oluyorsak, bu başarısız insanlar nerede peki? onların hikayelerinin, bu çağın kof başarı hikayeleri kadar değeri yok mu?

hafızalarımıza ilk çentiği, iki bin üç yılında, benzema ile gol krallığı paylaştığı ve takımını şampiyonluğa taşıdığı liselerarası dünya şampiyonası’nın ardından omuzlardaki resmiyle atan, ardınsa sık sık transfer haberleri ve kadro dışı son dakikalarıyla kazınan ergin keleş yukarıdaki soruya, ben varım demiş ve nasıl yıldız olunmaz isimli otobiyografiyi kaleme almış.

keleş, süper yıldız adaylığından, anadolu kulüplerinin seyyah oyuncusuna dönüşürken yaşadıklarını, trabzonluluğunun hakkını verircesine alabildiğince açıksözlü ve bir o kadar da sarkastik bir üslupla anlatmış. tek solukta okunacak bu mükemmel eser, türk futbol sisteminin çarpıklıklarını yüzümüze vururken, arka plandaki siyaset, sermaye, menajer, teknik adam… gibi aktörlerin bu iklimin nasıl hem sebebi hem sonucu olduğunu gözler önüne seriyor.

nasıl yıldız olunmaz, haksızlık karşısında dik durmanın bedelleri, söze dayalı güvenin nasıl suistimal edilebileceği, ahbap çavuş ilişkisinin profesyonelliği yok edişi, hakim kültürün ötekileştiriciliği gibi alt metin anlatılarıyla salt bir futbol kitabı olmaktan çıkıp, yakın dönem sosyolojine dair de bize sağlam veriler sunuyor. ergin keleş’i bir kez daha tebrik ederken, kitabı futbol sevsin sevmesin herkese tavsiye ediyorum…

#nasılyıldızolunmaz #erginkeleş #iletişimyayınları #kitap #okumakiptiladır  #kitapönerisi #otobiyagrafi #bookstagram #boox #storytel #ekitap #trabzon #anadolufutbolu

18 Mart 2023 Cumartesi



çanakkale zaferi’nde anafartalar kahramanı mustafa kemal paşa’yı yok saymak isteyenlere urfa’dan kötü bir haber var…

gazi mustafa kemal atatürk için ilk anıtın urfa'da, hem de bin dokuz yüz on yedi yılında, dikildiğini biliyor muydunuz?
 
birinci dünya harbinde, çanakkale cephesinde savaşan urfa taburundan geriye kalan gaziler, urfa'ya döndüklerinde komutanları gazi mustafa kemal'i büyük bir hayranlıkla çevrelerine anlatmışlardır. dönemin urfa mutasarrıfı nusret bey, gazilerin mustafa kemal paşa'ya olan bu sevgi ve bağlılıklarını bir anıtla sembolleştirmeyi uygun görür…

nusret bey, bin dokuz on yedi yılında şehrin kuzey kesimini karakoyun deresi üzerindeki hacı kâmil köprüsü'ne bağlayan bir cadde açtırarak buraya "mustafa kemal paşa caddesi" adını verir ve caddenin ortasını çiçeklerle düzenleyerek vali konağı'nın karşısına bu anıt çeşmeyi yaptırır.

beyaz kesme taşlardan inşa edilmiş olan ve dört köşesindeki zarif sütunlarla iki kata ayrılmış olan anıtın alt kısmında, bir su haznesi ve dört tarafında çeşme bulunur. anıtın dört cephesi üzerinde yer alan kitabelerde kafkas yolu, hindistan yolu, ankara yolu ve mustafa kemal paşa caddesi yazılarıyla bu yolları gösteren ok işaretleri bulunmaktadır.

bu anıt, mustafa kemal paşa, henüz atatürk unvanını almadan onun adına türkiye'de dikilen ilk anıt olması bakımından önem taşımaktadır. yine türkiye'de ilk defa bir caddeye mustafa kemal paşa adı urfa'da verilmiştir… 

#nemutlutürkümdiyene #çanakkalezaferi #mustafakemalatatürk #urfa #yaşamustafakemalpaşayaşa #çanakkale

8 Mart 2023 Çarşamba


yoku yok eden kadın: emine halam

marvel ve dc comics evreninin süper kahramanları fantastik güçlerle donatılmıştır. kimi uçuşuyla kimi hızıyla kimi de acı kuvvetiyle bilinir. benim bizzat tanıyıp bildiğim süper kahramanım: emine halam da yoku yok etmesiyle bu listenin en başına yazılmayı hak eder.


halam bağrından milyonlarca süper kahraman çıkaran anadolu’nun yiğit kadınlarından biridir. çok küçük yaşta benim hep amca diye hitap edeceğim ali eniştem ile evlenmiştir. dokuz çocuk doğuran bu kahraman kadın, yavrularının hepsini yokluğu yok ederek yetiştirmiştir.


ali amcam tanıdığım gönlü en geniş adamlardan biri olsa da, maddi durumu hiçbir elinin açıklığıyla orantılı olmadı. lakin mucizeler yaratan halam sayesinde, evlerinde yıllarca sofraya hiç çekirdek aile ile oturmadılar. halamlara her gittiğimde kapıda beni misafirlerin ayakkabıları karşıladı.


bazen her odada aynı anda misafir olur, çay servisi yapan kuzenlerimle kahve pişiren kuzenlerim mutfağı sırayla kullanırdı. o kalabalık günlerde bile yemek vakti geldiğinde herkes sofraya oturur ve hala sırrını çözemediğim biçimde tok kalkardı.


halam yeri geldi evde ısparta’dan getirdiği halıları sattı yeri geldi bağda üzüm yetiştirdi. ama bir şekilde yok kelimesini yok ederek o evde ne çocuklarına ne bitmek bilmeyen konuklarına yokluğu göstermedi.


halamı en son yakalandığı hastalığın son evresindeyken ülkü asya ile birlikte ziyaret etmiştik. hiç takati yokken bile son bir gösteri sergilercesine, hemen bir battaniye getirtip ülkü asya’ya hediye etmişti…


günlerden sekiz mart olunca halam geldi yine aklıma. hem onun aziz hatırası önünde hem de her kadının emekçi namzedi doğduğu bu kahraman menbaı topraklardaki tüm kadınların önünde hürmetle eğiliyorum…

efendim, toprağından tarih fışkıran mümtaz memleketimde devam eden on iki tepe kazılarında, geçtiğimiz günlerde leğen benzeri bir nesne bulu...