yorgun savaşçılara veda…
yetmiş sekizliler, henüz bıyıkları terlememişken kendilerini kavgada buldular. karşılarında iki seçenek vardı. ya kolay olanı seçip hayatlarına devam edecek ya da bering boğazından, baltık denize yayılan kızıl emperyalizme karşı canlarıyla bir set öreceklerdi…
onlar zoru seçti…
ellerine silah almak zorunda kaldıklarında henüz bir kadın eli tutmamışlardı. silahlı mücadele verdiler. vurdular, vuruldular ama anlaşılamadılar. onları ne çağdaşı, etliye sütlüye dokunmayanlar anladı ne de kızıl yayılmacılığın mümessilliğini yapanlar anlayabildi.
nelerine güveniyordu bu gencecik insanlar. başbuğ dedikleri bir adam, dündar beğleri, gün ağbileri ve galip erdem adında bir dervişmeşrep… iki kutuplu dünyanın dev savaşına yeni bir cephe açanların önündekiler aşağı yukarı bundan ibaretti…
öndekilere burun kıvıranlar geridekileri göremiyordu…
zira o geniş paçalı pantolon, geniş yakalı gömlek giyen sarkık bıyıklı çocuklar, türkün beş bin yıllık dirlik kavgasının ruhunu taşıyordu. bir savaş verdiler ve kazandılar. sovyet emperyalizmine dur dediler. koca bir devleti dağıttılar, soydaşlarını on yıl içinde bağımsız kıldılar…
büyük kavgayı kazandılar ama hayat kavgasını kaybettiler…
bir gün savaş bitti ve eve döndüler. işte o zaman bilmedikleri bir dünya ile karşılaştılar. bıraktıkları çocuklar büyümüş, vurulan arkadaşlarının nişanlıları evlenmişti üstüne bir de geçim derdi vardı…
yaşıtlarının hayatın meyvelerini topladığı çağda bir kez daha mücadeleye giriştiler. ama çok geç kalmışlardı. vatanı kurtatırken, hayatı ıskalamışlardı…
daha acısı kimse anlamadı onları…
anlayamazdı da…
onları anlamak için; en yakın arkadaşlarının tabutuna omuz vermiş olmak lazımdı. işkence tezgahlarında erkekliğini, mapus damlarında gençliğini bırakmış olmalıydı insan. saçları siyahken hiç sevişmemişse anlayabilirdi onları…
ucundan kıyısından tutundular hayata. verdikleri mücadelenin lafını etmekten imtina ettiler. hoş söyleseler de kıymetiharbiyesi yoktu. çatık kaşlı, sert duruşlu, eğilmek bükülmek bilmeyen garip adamları seven olmadı…
kayıplarının acısı ile anlaşılmamanın hüznünün birlikte sindiği bakışlarıyla sosyal medya hesaplarımıza fotoğrafları düşüyorlar şimdi gün aşırı. birkaç vefalı dost, bir – iki satırla veda ediyor onlara…
ve yorgun savaşçılar nasıl geldilerse öyle gidiyorlar; sessizce…
-fatih doğrucan hocanın ardından tüm yorgun savaşçılara-